Soru ve yorumlar için madammarin@gmail.com
aşk gibi bir şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk gibi bir şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2017 Salı

O Adam O Kadını Güzel Seviyor

 Liseden arkadşım Müge. Aslında arkadaş demek doğru değil, tanıdık diyelim. Lisede samimiydik ama bunda sağlam bir hasar olduğunu anlayınca ben muhabbeti kestim. Üniversiteyi kazandım, o kazanamadı. Yeni arkadaşlar buldum, bunu unuttum; iyi de oldu. Lisedeyken baya bir sevgilisi vardı bunun, benim yoktu; uyuz olurdum. Bir de bir huyu vardı; nerede mutlu bir çift görse, erkeğe asılmaya başlardı. Bazılarını da ayırıp kendi sevgili olmuş, hatta bu uğurda fındıklı parkında birkaç kızdan dayak yemişti.

Yıllar sonra İstiklalde o zamanki sevgilimle sinemaya girerken karşılaştık. Bunun da yanında sevgilisi vardı. Ona rağmen benimkine kur yaptı. Ben de sevgilim de kaşara bak diye arkasından gülmüştük. Dün yine karşılaştık, annesi hala Cihangirde oturuyormuş, ondan geliyormuş, zor tanıdım. Kilo almış, tipi kaymış. Oturduk sohbet etmeye başladık. Pek dertli, hiç arkadaşı kalmamış. Kocasından da boşanmış. Bütün arkadaşları yani bayan olanlar yüz çevirmiş buna, dert yanıyor. O arada benim bir arkadaşım geldi, yakışıklı bir adam hadi kim olduğunu söyleyeyim siz yabancı değilsiniz benim onbeş yıllık buddyim. Biraz oturdu, gitti. Bu tabii aramızdaki samimiyetten, bana bakışından falan aramızdaki durumu çaktı, artık sevgilim mi sandı hemen yazmaya başladı adama.

O gittikten sonra, yine başladı hiç arkadaşım yok diye hayıflanmaya. Dayanamadım aynayı tuutum, görmekten fena halde korktuğu yüzüne.

-Tabii kimse seninle görüşmez kadınların kocalarına asılıyorsundur.
Bu ani tokatla, sarsıldı. Beklemiyordu, belki anlaşılmıyor sanıyordu. Belki de kendi bile farkında değildi.
-Yok canım yapmam ben öyle bir şey.
-Hadi Müge, yabancı mıyım ben? Liseden beri yapıyorsun. Az önce Emre'ye de yaptın. İyidir o ayrı ama o benim, senin olmayayacak. Olsa da sana, bana baktığı gibi bakmayacak, sevmeyecek.
Bu ağlamaya başladı, eteraftaki masadakiler bize baktı. Hay çok mu sert konuştum ben diye düşünürken:
-Haklısın öyle yapıyorum çünkü ben hayatım boyunca sevilmedim. Babam bıraktı gitti, kocamla çok kötü bitti.
-Ya aradakiler? Onca kızdan çaldığın sevgililerinde mi sevmedi?
-Hayır, sevmediler. Sadece sevişip, attılar beni sıkıldıklarında. Oysa ben onlar beni öyle sever sanmıştım.
-Bu yüzden milletin kocasına salça oluyordun değil mi? O adam güzel seviyorsa beni de güzel sever diye.
-Evet.
-O adam o kadını güzel seviyor. Seni de öyle sevecek diye bir şey yok. Bir kere ah alıyorsun, yanlış karma kuruyorsun, nasıl mutlu olmayı beklersin ki?
-Olamadım zaten.
-Seni sevecek biri olur elbet. Sen denenmiş ve bu iyi seviyor diye emin olduğun adama değil, kimsenin bir şeyi olmayan adamlara dikkat kesil artık. Bak bu uğurda kaç kere dayak da yedin.
Başını sallıyor, gözlerini siliyor. Umarım ne demek istediğimi anlamıştır. Aynı şekilde devam ederse daha çok yalnız kalır, kalmış da zaten. Bu kadınla kimse arkadaşlık etmez, kocasını, sevgilsini bence artık kapamaz ama huzur bozar, bunu da kimse istemez. Ben hayatım boyunca, değil arkadaşımın, tanıdığım bir kadının bile eski sevgilisiyle olmadım. Bence etik de değil, doğru da. Ayrıca o hikayeden mutlu son çıkmaz asla.

10 Eylül 2017 Pazar

Dikişlerin Sağlam Mı?

 -Testis kanseriymiş.
-Kim kız?
Nuri, elindeki kumaşı ve iğnesini bırakıyor. Gözlüklerini burnuna indirip merakla bakıyor. Bey efendi modacı olmaya karar verdi bütün gaylerde dikiş yeteneği olması da ayrı bir tez konusu. Ben ameliyat olup, yataklara düşünce benimle değil yalnız kursa gitmeye başladı. Zaten daha kurs dönemimiz açılmamıştı, biz Ekimde kurslara başlar sonra amaan çok s.kimde der sıkılır bırakırız. Ben ona eşlik edemeyince, o kursa gitmeye ve moda tasarımcısı olmaya karar verdi.
-Cem, Sarper'in kardeşi testis kanseriymiş.
-Ha iyi öldürmez o ama süründürür muhtemelen de çocuğu olmaz.
-Hemen de engin tıp bilginle olayı özetledin Nuricim.
-Demek ki baya kullanmış pipisini, iyi sevişiyordur o.
-O nereden çıktı?
-Çok kullanılmaktan olur o hastalık.
-Seni tıp ilmine alim seçmeliler harcanıyorsun burada.
-Tabii kızım çok kullanılınca ve o pipi her yere sokulunca, çeşit çeşit mikrop dolar sonunda da testis kanseri olurlar.
-Ölümcül değil diyorsun yani.
-Yok ya bir kaç doz kemo yer geçer. Benim arkadaş vardı ya Gökhan o da olmuştu iyileşti.
-Yakışıklı çocuk.
-Gökhan mı?
-Hayır Cem.
-Hayırdır?
-Ne hayırdır?
-Bakışını beğenmedim Shameless deki Fiona gibi sevgilinin kadeşine atlayacak hali var sende.
-Yuh Nuri verdiğin örneğe bak ya.
-Yalan mı? Aklın takılmış senin ona.
-Ne alaka yakışıklı dedim sadece. Bulaşmaz di mi?
-Bulaşan kanser mi var Marin?
-İyi.
-Acıdın veresin geldi di mi?
-Belki.
-Kalk ölçü alıcam. Kız kalksana!
-Tamam dur hemen kalkamıyorum dikiş yerim ağrıyor.
-Dikiş şakaya gelmez doğru almam lazım ölçünü. Bu iş de şakaya gelmez adamın kardeşi saçmalama da otur oturduğun yerde.
-Yok ya şaka yapıyorum zaten.
Tam bu cümlenin sonunda telefonuma Cem den mesaj geliyor: "Dikişlerin sağlam mı?"

18 Haziran 2017 Pazar

Deniz Seki'nin Yol Kazasından Ben De Yaşadım

 Deniz Seki nihayet özgürlüğüne kavuştu. Kendisine meşhur klarnetçimiz Hüsnü Şenlendirici sorulduğunda "yol kazasıydı" demiş. Ah bir bilsen ben ne yol kazaları atlattım sevgili Seki ama neyse ki hapis yatmadım. Gerçi cinayet işlemeye çok yaklaştığım anlar da oldu. Durdum, sabrettim; çoğunlukla hayat benim intikamımı aldı. Bana da karşılarına geçip hahaha bak ne hale geldin demek kaldı. Benim de arkamda durmadı uğruna kurşunlara siper olduğum sözde sevgililerim. Kaybolup gittiler. Ben de anladım ki, kimse için kahramanlığa, kendini feda etmeye gerek yok; nasıl olsa kıymeti bilinmiyor. O gidip, kendisi için kılını kıpırdatmayan bir aşüfteye tutulup, senin için yapmadıklarını onun ayaklarına seriyor. Evet aşk, biraz da acısıyla, iniş çıkışıyla, koşturmasıyla güzel de karşılıklıysa güzel. Bir taraf diğerine fazla kendinden veriyorsa, önce sen diyorsa üzülmeye de mahkum oluyor ne yazık ki. Ben artık yol kazası geçirmiyorum çünkü yolda çok dikkatli ilerliyorum. Kendimi güvene alıp yaşıyorum ne yaşıyorsam. Evet biraz yarım oluyor belki ama sonradan değmezmişsin demekten iyidir, zamanında çok dedik yeter. Yol kazan için de hapis günlerin için de geçmiş olsun Deniz Seki, aramıza hoş geldin.

25 Mayıs 2017 Perşembe

Boş Ev'deki Yabancı Adam Kim Ki

 -Bana isim taktın mı? Dedi, ben kalkmış giyiniyordum.
-Taktım, Kim Ki Duk.
-Şu Koreli yönetmen, neden?
-Yaşadığımız onun filmlerine benziyor. Hiç konuşma yok, sadece bakışlar ve mimikler.
Gülümsedi.
-Doğru düşünmüşsün.
-Bi de isimden de yola çıktım Kim ki? Sen kimsin ki? Bilmiyorum.
-Merak ediyorsun ama değil mi? Hatta belki çoktan araştırmalara başladın.
-Yanılıyorun, ne araştırdım ne de seni merak ettim.
-Telefon hattımdan kimliğimi bulmaya çalışmadın mı?
-Hayır.
-Adresten? Etrafta oturanlara daire sekizdeki adam kimdir diye de mi sormadın?
-Hayır.
-Çok ilginçsin başkası olsa, neler neler sormuştu şimdi bana. Neden böye boş bir evde yaşıyorsun? Neden adını söylemiyorsun? Yok evli misin? Yok dul musun?
-Onları başka kadınlar sorar Kim ciğim belki de normal kadınlar demeliyim ama ben pek normal değilim. Senin kimliğinde umurumda değil.
-Yine de aklına takılıyor olmalı, sonuçta bu beşinci buluşmamız.
-Sayıyor musun?
-Evet, her defasında daha da güzel oluyor hem.
-Sen beni merak edip araştırdın mı?
-Hayır araştırmadım ama evet merak ediyorum. Söz verdiğim için araştırmadım. Yoksa tanıştığımız bara gitsem, seni tarif etsem, eminim bir tanıyan çıkar.
-Bence yapma, böylesi daha iyi.
-Ya bana aşık olursan.
-Of şu cümleyi duyduğum sayı kadar fidan dikseydim ormanım olurdu şimdi. Nedir bu sizdeki aşık etme öz güveni? Olmam ben aşık maşuk hatta sana bunun son görüşmemiz olduğunu üzülerek bildirmek zorundayım, artık beni arama.
-Neden son görüşmemiz? Seni kırdım mı?
-Başkasıyla beraberim. Adı Sarper. Adını da işini de biliyorum.
-Aşık mısın ona?
-Yine aşk konusu. Hayır değilim ama ilişkinin en güzel zamanında yani başındayız, başka biriyle görüşmek istemiyorum. Belki ilerde sıkıldığımda olabilir.
-Sıkılmanı mı bekleyeyim yani.
-Hayır sen beni bekleme. Bu oyunu oynayacak başka bir oyun arkadaşı bulursun belki.
-Hangi kadın senin kadar kurallara uyar ki? İkinci buluşmada tutturur bana adını söyle diye.
-Haklısın, ama yine de aramaya devam et ya da etme. Neyi aramayı bırakırsan o gelir bulur seni. Hadi ben kaçar.
Yere serilmiş yer yatağından hızla ayağa kalktı, çıplak bedenine çarşafı doladı. Etrafta yanan mumların ışığı üzgün yüzünü aydınlatıyordu.
-Gitme!
-Seni tanımak güzeldi Kim Ki Duk bu Boş Ev de yaşadıklarımız da güzeldi. Çok ilginç biliyor musun, Boş Ev diye bir filmi var Kim Ki Duk un izle bir ara.
Boş evden çıkıp, dolu evime geldim, aklım da içimden bir his de boş evde o yabancı adamla kalmıştı; adını bile bilmediğim birini mi özleyecektim? Ondan hoşlanıyor muydum? Aşk mı? Hadi canım bakın işte bu imkansız.




17 Nisan 2017 Pazartesi

Geçmişten Gelen Baharatlı Bir Koku

 Yeni biriyle tanıştım, yakışıklı, kibar, kafa dengi, vucudu iyi, tipi hoş, kokusu güzel... Daha ne olsun?  Bir de eskiden bateri çalıyormuş, şimdi bir şirkette çalışıyor, reklam bölümünde. Evi bana yakın, arkadaşlarla gittiğimiz bir barda tanıştık. O kadar klişe ki tanışmamız anlatsam mı bilemiyorum, çarpıştık, evet şaka gibi ben tuvalete giderken birden elektrikler kesildi etraf kapkaranlık oldu, ben de el yordamı bir yerlere tutunayım derken bunun kel kafasını tuttum. Önce kafa olduğunu da anlamadım elimi dolaştırdım, yüzüne geldi elim baya bir inceledim, sonra da hızla elimi çektim tam bu sırada elektrikler geldi, bununla göz göze kaldık. Adı Sarper'miş. Bana güldü, onun yanında arkadaşları vardı, kusura bakma hoş beşten sonra ben önce tuvalete vücudumdaki bira yığınını çıkartmaya gittim, sonra da yerime oturdum ama bununla bakışmayı ve kaçamak gülüşmeleri sürdürdük. O kadar ki Nuri'nin dikkatini çekti. "Kime bakıyorsun kız?" Dedi.
"Şuradaki kel adama, demin kafasını elledim."
"Neden elliyorsun adamın kafasını?"
"Elektrikler gidince önümü göremedim de ondan Nuri."
"Güzel çocukmuş tanışsana."
"Bana ne o gelsin."
Geldi...  "Bana bir bira borçlusun başımı ağrıttın çok hızlı vurdun" dedi. Vurmadım aslında ama düşmeyeyim diye hızlı bir tutuşda bulunmuş olabilirim, neyse sonuçta tanıştık. O gece baya sohbet ettik. Bunun yanındaki arkadaşları, özellikle kız olanları bize ve tabii ki bana ters ters baktı, aldırmadım. Onlar gitti, benim arkadaşlarım da gitti ama biz kaldık. Baya hoş sohbet, tatlı biri, iyi geldi. Ne zamandır böyle bir adamla oturup konuşmamıştım. Adım nedense çok ilginç geldi. "Marin ne demek?" Dedi.
"Denizden gelen."dedim.
"Denizi çok seversin o zaman sen."
"Hayır pek sevmem, adım Bahar olsa Bahar mevsimini mi sevmem gerekecekti?"
"Sana Hazan da yakışırdı, gözlerinde tuhaf bir hüzün var ve biraz da soğukluk ama için sıcacık."
Bu hoşuma gitti, bir bakışta çözdü beni adam. Klişe sorulara girmedi, nerelisin, nereden geliyorsun, kiminle yaşıyorsun? Falan filan ama ne iş yapıyorsun dedi Ben de blog  ünlüsüyüm ama kimse bilmiyor gizli gizli takılıyorum demedim.
"Metin yazarıyım, reklam, slogan, tanıtım filmi..."
"Bildiğim bir şey var mı?"
"Ne bildiğini bilmiyorum ki."

Buna güldü, ben de güldüm. O da arada çaldığı müzik grubundan bahsetti. Grup dediysem, arkadaşlarıyla arada takıldığı, eğlendiği, pas tutmasınlar diye çaldığı bir grup. Öyle sahne aldıkları falan yok, anca özel günlerde ayarlanırsaymış. Bir de ilginç bir şeyi fark ettim gecenin ilerleyen zamanlarında: Çift katlı otobüsle Taksim'den Bakırköye gidiyorum, o zamanlar yalnız yaşamıyorum, yirmi bir falanım galiba, salak bir herifle çıkıyorum buz dolabı gibi soğuk, memeletsiz. Bu beni bindirdi otobüse defoldu gitti, otobüs doluydu bir adamın yanına oturdum. Sonra kokusu ilgimi çekti, baharatlı hoş bir kokuydu, parfümü mü, teni mi baharatlıydı anlamadım, çevirdim başımı baktım. Kel, yakışıklı, geniş göğüslü bir adam. Aynı Sarper gibi, benimle konuşsun çok istedim, konuşmadı, ben konuşmaya çekindim. Yol boyunca o baharatlı kokuyu içime çektim, durdum. O gece fark ettim ki koku aynı koku adam sanki aynı adam, ya da çok benziyor. Kokuyu daha iyi alabilmek için yaklaştım da yaklaştım adama, tabii sırnaşmadım, öpüşmedim, başımı boynuna dayamadım; o kadar da değil Madam Marin kolay değildir, kendi kolay olmak istemezse. Gecenin geç saatlerinde çıktık bardan, evim zaten yakın olduğundan beni bırakması fazla uzun sürmedi. Yukarıya "kahve içmeye" davet etmedim. zaten Minel, Stavros, Sarper, ben şeklinde içemezdik çok anlamsız olurdu. Eve girer girmez hemen sosyal medyada araştırmalar başladı, o beni bir de googlelamıştır eminim Madam Marin diye çıktıysa yandık. Yüzümde bütün gece salak bir gülümseme kaldı hatta ertesi güne bile yansıdı. Nuri, sabah olanları öğrenmeye geldi.
"Yattınız mı?" Dedi
Bunca deneyimimden ve lişkimden öğrendim ki ne kadar etkilenirsen etkilen, ilk geceden yatarsan o ilişkiden hayır gelmez, o kadarla kalır, ben bu adamla daha çok şey paylaşmak en azından daha fazla sohbet etmek istiyorum.
"Hayır tabii ki daha yeni tanıştık neden yatayım? Hem nerede yatacağım baksana evin haline."
"Bana getirseydin kız, sana dert mi bir adamı eve atmak isteyeceksin de yeri mi sıkıntı yapacaksın pes."
"İlk geceden yatmam Nuri'ciğim. Hoşlandım adamdan tekrar görmek istiyorum çünkü."
"Seni aramazsa nah tekrar görürsün, vermedin diye aramayabilir."
İçime kurt düşürdü mü düşürdü. Evet, bu ihtimal de var. Çok çabuk insan harcamaya alışan bizler, sosyal medyadaki arkadaşlıktan çıkart, engelle gitsin butonları gibi yaşıyoruz günlük hayatta da. Aramaz mı? Aramayabilir. Yazmaz mı? Olabilir. O yazmazsa ben hiç yazamam, çok hevesli görünürüm. Ne yapacağım? Baharatlı kokusunu hatırlayıp, yıllar önceki gibi keşke konuşsaydım demeyeceğim en azından, bu kez konuştum.



10 Mart 2017 Cuma

Bana Bakma Adımı Sorma Arkamdan Gelme Ama Gelirsen Memnun Olurum



 "Bana bakma, adımı sorma, arkamdan gelme ama gelmek istersen memnun olurum. Seninle yaşadığım hiçbir şeyden pişman olmam, sonrasında hatırlamam. Benden seni sevmemi bekleme, aşk, sevgili olmak gibi saçmalıklar yok benim kitabımda. Ancak sevişir sonra kendi yollarımıza gideriz. Ne sen beni tanırsın ne de ben seni ta ki tekrar özleyip, isteyene kadar."

Ne güzel bir ilişki planı, acı yok, beklenti yok, sorumluluk yok sadece zevk. Aslında bu hepimizin istediği tür bir ilişki ama biz bununla yetinmeyiz. Merak ederiz; kimdi bu adam, sırrı neydi? Ne saklıyordu da böyle sınırlar çizmişti? Peşine düşeriz, sadece zevk değil hayat, içinde acı yoksa zevkin de anlamı kalmaz ve en çok acı veren de aşktır. Aşk acısızsa tatsızdır.
Biri size bana bağlanma derse, bağlanırsınız. Beni bekleme derse beklersiniz. Ben asla aşık olmam derse, size deli gibi aşık olması için uğraşırsınız. Sonuç hep hüsrandır ki zaten mutlu olursanız bu sizi daha çok mutsuz eder.
Adamın söylediği saatte, söylediği yerde olacaktım. Tenine, kokusuna karışırken adını bile sormayacaktım. Onu telefonuma Kim Ki-duk diye kayıt ettim. Kore filmlerini sever mi onu bile bilmem ama bir Kim Ki-duk filminden fırlamış gibiydik. Konuşma yok, mimikler, jestler ve sadece dokunuşlar var. Nasıl tanıştığımız biraz buğulu. Kalabalık bir bar gecesi, biraz sarhoş biraz buruk. Yumuşak sesiyle arkama yaklaştı ve " bana bakma, adımı sorma, arkamdan gelme ama gelirsen memnun olurum" dedi. Gittim…

Sonra beni yakınlarda bir eve götürdü, içeride eşya yok denecek kadar azdı. Yerde bir yatak, etrafta içki şişeleri, mumlar, duvarda eğreti duran bir tablo. Hiç konuşmadık, sadece öpüştük, sarıldık, dokunduk ve uzun süredir sevişmenin anlamını sorgulamayacağım kadar derin seviştik. Ben giyinip giderken o bana adımı sormadı, ben de söylemedim. Ben de ona sormadım, o zaten söylemeyecekti. Sadece bir kağıda numarasını yazdı ve bir kere çaldır uygun olunca seni ararım, buluşuruz. Dedi. Ben de sadece başımla onayladım. Konuşmadım giderken, veda etmedim. O da bana dönüp bakmadı.
Kapıyı açtım, dönüp baktım ona doğru. Camdan dışarı bakarken elini kaldırıp salladı bana bakmıyordu ama ona baktığımı biliyordu. Belli belirsiz gülümsedim. Severim gizemi de gizemli insanları da ben zaten bir gizemim başlı başına.

26 Şubat 2017 Pazar

Her Fani Bir Gün Seviştikten Sonra Aranmamayı Tadacak

 Bir bayan okurumdan şu soru geldi: Seviştik, sonra beni aramadı, yüzüme bile bakmıyor karşılaştığımızda ne yapayım?

Ah benim güzel, naif, canım, bayan okurum sen şimdi bu karaktersiz herife aşık olacaksın çünkü bu bizim doğamızda var. Bir adam bize kötü davranırsa ona kafayı takar, bizi sevdiğine emin olana kadar peşini bırakmayız. Oysa ki bu adam seni günde on kere arasa, çiçeklere, mesajlara, emojilere boğsa onun yüzüne bakmayan sen olacaktın. Klasik kaçan kovalanır olayı işte. Bu durumda kendini iki sebepten kötü hissediyorsun: Birincisi kullanıldım ve işi bitince beni aramadı, sormadı, ben değersizim hissi. İkincisi de bir erkek beni nasıl sevmez, nasıl beğenmez, nasıl benimle olduğu halde etkilenmez de olmamış gibi, sanki yokmuşum gibi davranır ego savaşı. Haklısın çok kötü bir durum, özellikle de bir bayan için ama karşındaki karakteri oturamamış, aslında düşünmeye bile değmeyecek, hiç olmadı, hiç yaşanmadı farz etmen gereken bir adam. Sen şimdi seni görsün, peşine düşsün, yaptığından pişman olsun diye etrafında dolanıyor, olmadık mesajlar gönderiyor, bahaneyle arıyorsun, yapma! Bu senin durumunu daha da çaresiz gösteriyor. Aslında o adamdan etkilenmedin, sandığın kadar istemiyorsun, bir kere daha sevişseniz sana yine aşık olmayacak sadece yine sevişmiş olacaksınız ve o yoluna gidecek en umursamaz haliyle. Belki de ikinci bir seçenek olarak arada sırada seninle görüşmek isteyecek, bulmuş güzel kadını ve onunla ilgilenen birini bırakır mı, aptal mı? Ama sana hak ettiğin değeri ve duyguları veremeyecek çünkü baştan bunlar gelişmezse erkeklerde, sonradan gelişmesi çok zor, onlar bizim gibi değil. En kötüsü de kaçan taraf o, kovalayan sensin yani sen beş sıfır geriden başladın bu oyuna onu yakalaman bile imkansızken geçmen söz konusu değil.

Gelelim ne yapman gerektiğine: Sen de onu sallama, peşinde dolanma, arama, mesaj atma. Tesadüfen karşılaşıyorsanız, ya da aynı yerde çalışıyorsanız trip de atma, hiçbir şey olmamış ve onu umursamıyormuş gibi davran. Rahat ol ama sırnaşma, espri de yapma. Sen kimsin, benim için önemsizsin mesajı ver. İçin kan ağlarsa ağlasın, onun kollarında olmak için can atıyor olsan da sakın yapma. Seni görünce seni yeniden isteyebilir, erkektir ister. İstiyorsan yap ama duygusal olarak yıpranacağını anladıysan lütfen uzak dur bu adamdan. Unutma, şu an hissettiğin her duygu aslında gerçek değil ve geçici. Bu aptalın sana yüz vermemesini taktın kafana o yüzden bu haldesin, aslında o kadar da matah biri değil karşındaki. Sen daha iyilerine en azından sana daha çok saygı duyacak birine layıksın. Adamı haklı çıkartacak bahaneler de arama, bahanesi ne olursa olsun sana yaptığı doğru değil. Sen işi bitince unutacağı bir hayat kadını değilsin. İçini rahatlatacak birkaç cümlem daha olacak; Kendini asla değersiz, önemsiz ve onun için yetersiz hissetme. Unutma yalnız da değilsin. Hepimiz yaşadık bu seviştikten sonra aranmama, yüzüne bakılmama durumunu ve emin ol her fani bir gün mutlaka yaşayacak.

25 Şubat 2017 Cumartesi

Bunun Adı Aşk Değil


Kurtulamamak gibi bir sorunum var. İstemediğim arkadaşlardan, eski sevgililerden, hoşlanmadığım adamlardan, akrabalardan... Bir şekilde hayatıma yapışıp kalıyorlar. Ben de bakmayın atarlıyım, yeri gelince fena çirkefim ama yine de kimsenin kalbini kıramam çok gözüm dönecek de artık dönülmez bir noktaya geleceğim öyle. İşte bu yüzden etrafım bir sürü gereksiz ve beni yoran insanla dolu ki bunların büyük kısmından kurtuldum yine de dolu. Özellikle eskimeyi bir türlü beceremeyen eski sevgili sorunu yaşıyorum. Sanki ayrılmamışız gibi arıyor, yazıyor, seni çok özledim diye kapıya geliyor. İyi de arkadaş biz ayrıldık. Yani bunun bir anlamı omalı, oturdum o kadar konuşma yapım, mizansen hazırladım. Demek ki seninle olmak istemedim ki ayrıldım, hayır seks de iyi değildi arada takılalım desem, duygu zaten yok ee? ne yapacağım ben seni? Neymiş çok mutsuzmuş, beni unutamamış, tek mutluluğu ben mişim. Tabii bunun nedenlerinden biri de tek düze hayatı. Biri size tüm mutluluk kaynağı olma misyonu yüklüyorsa yandınız demekir. Tamam sizinle mutlu olmalı sevgilisiniz sonuçta ama kendine ait bir hayatı, amaçları, hyattan beklentisi olmalı. Yürüdüğü yolda beraber yol alacaksanız ilişki güzel olur yoksa o yolda tökezliyorsa ve siz koluna girmiş zorla yürütüyorsanız bıraktığınızda yerle bir olur. Bu yüzden de sizden tekrar dönüp onu kaldırmanızı bekler. Aslında bunun adı aşk da değildir özlemek de bunun adı ihtiyaçtır. Size ihtiyacı vardır, size fazla anlamlar yüklemiş, hayatındaki tüm olumsuzlukları çözmenizi bekmemiştir. Oysa siz onun sevgilisiydiniz o kadar. Kendi adıma benim bir hayatım var, işim var, amaçlarım var. Kimseye tüm varlığımı adamam, o olmazsa ben mafolurum demem. Çok gençken dediğim de oldu tabii ama artık ayakları üzerinde durabilen bir kadınım. Birlikte bir geleceğimiz olsa ne ala, ama unutulmaması gereken iki kişinin farklı bireyler olduğu ve gerektiğinde farklı yollara gidebileceği. Biri sizi o an mutlu etti diye hep edecek değil hayatınızdan çıktı diye de hayat sona erecek değil. Tüm güzellikleriyle, yeni ihtimal ve unutlarıyla devam ediyor. İnsan sadece kendine yardım edebilir ve asıl yardımı yine kendinden görür. Önce kendini sevmeli ki başkasını böyle hastalıklı bi ihtiyaçla değil gerçek ve sağlıklı bir aşkla sevsin.
Kısaca kendinizi sevin kimseye ihtiyacınız yok mutlu olmak için.

11 Ağustos 2016 Perşembe

İlk Mesajı Günahsız Olanınız Atsın


Cihan'dan günlerdir haber yok. Ben utançtan eğilmiş başımı Cihangir sokaklarına uzatamıyorum sanki birileri ne haltlar yediğimi biliyor da beni yargılayacak gibi geliyor herkes kendisine baksın gerçi onları da biliyoruz da neyse.
Kafama takıldı, nerede bu adam? Mesaj yazmak için telefonumu elime alıyorum. Neredesin? Yazıp yazıp siliyorum. Bu gibi durumlarda ilk mesajı ilişkide en günahsız olan atmalı bence benim ise günahım tavanı deler durumda. Baştan beri bu işe kalkışmam hataydı, bu ilişki gereksiz bir darbe indirdi hayatıma.
Şimdi nerede olduğunu merak ediyorum ama arayamıyorum yazamıyorum işin kötüsü o da yazmıyor. O zaman bana ne deyip köşeme çekilmek ve unutmaktan başka çarem yok ama karısına da çok üzüldüm bari ona haber ver diyesim var.
Gecenin ikisi dayanamayım yazıyorum. "Neredesin? karın çok merak etmiş" Hani benim umurumda değilsin de o merak etmiş onun için yazıyorum alt mesajıyla kuruğu dik tutma çabasındayım.
Görüldü işareti gözüme sonra da yüreğime batıyor ama cevap gelmiyor. Bekliyorum cevap yok, ertesi sabah cevap yok.
Görüp cevap vermemesi mesaj yazmamasından da kötü, mesajı görülüp de cevap alamayan kişi olmak daha da kötü. Keşke yazmasaydım diye debeleniyorum içimde.
Facebook sayfamda bir mesaj dikkatimi çekiyor " geldi teşekkürler." Ne geldi? Kim geldi? Gelerek neye iyi geldi? Bana iyi gelen birşey yok şu an çünkü. Cihan mesajımı okuyup karısının yanına dönmüş bana lütfedip bir yanıt verme gereği duymamış ama bir yerlere gelebildiğine göre iyi demektir ben de kandi çapımda bir evliliği kurtardım. Tamam önce talan ettim yağmaladım ama sonra kurtardım hem de en günahsız mesajımla yaptım helal bana.

7 Ağustos 2016 Pazar

Kim Kazandı Cihan'ın Karısı Mı Ben Mi?

 Cihan'ın karısından çok sağlam bir darbe yedim bu Cuma. O yüzden suskundum anca dilim çözüldü. Cuma gecesi buluşması yaptık aşağıdaki barda Nuri, ben, birkaç etraftan arkadaş daha. Sohbet muhabbet önce kahve sonra sevmesem de ortama uymak için bir bira derken loş ışığın içinde bir yüz git gide tanıdık halde yaklaştı yanıma. Yaklaştıkça tanıdım tanıdıkça tanımazlıktan geldim ama geldi karşımda durdu. Nuri, kolumu dürttü başımı başka tarafa çevirmiştim mecburen ona döndüm.
-Marin Hanım?
Dua ettim hayatımda ilk kez belki dua ettim sadece bir okur olsun da iki soru sorup gitsin diye ama acemiyim tabi duam kabul olmadı.
-Evet?
-Ben ... Cihan'ın karısıyım.
Masadaki herkes sustu. Sanki bardakiler hatta tüm şehir sustu ama o susmadı.
-Bir haftadır eve gelmiyor çok merak ediyorum telefonu da kapalı sizinle mi?
Etrafıma kaçamak bakışlar atıyorum Nuri ile göz göze geliyoruz. Nuri de taş kesmiş, makyajlı yüzü sanki donmuş kalmış bana pür dikkat bakıyor.
-Hayır değil.
-Bakın sizinleyse lütfen söyleyin sorun çıkartacak değilim çok merak ediyorum lütfen.
Keşke bu lütfenlere verecek bir cevabım olsaydı. Keşke kadını rahatlatacak bir şeyler söyleyebilseydim ama bir dakika söyleyebilirim.
-Onu ben de geçen pazardan beri görmedim konuşmadım da.
Kadın yanıma Cihan'ı aramaya geldiğine göre zaten aramızdaki mevzudan haberi var yok saymaya ve onu aptal yerine koymaya gerek yok.
-Sizi hiç aramadı mı?
-Hayır ben de onu aramadım.
Kendimi aklayacağım sanki aramayınca adamla ayladır ilişkim var.
-Neden o kadar kızdı size?
-Efendim?
-Çok kızarsa kaybolur böyle ben acaba bana mı kızdı diye yedim bitirdim kendimi ama demek ki size kızmış neyse rahatsız ettim kusura bakmayın.
Arkasını dönüp yürümeye başlıyor. Yine Nuri ile göz göze geliyorum arkasından git diyor da niye? Tamam gidiyorum.
-Salata yüzünden kızdı. Dönüyor...
-Nasıl?
-Ona yaptığım salatayı beğenmedi ben de git karın yapsın dedim o da çekti gitti.
Yüzünde acılı ama tanıdık birini görmüş, ortak bir sırra nail olmuşçasına tuhaf gülümsemesi beliriyor ve kafasını sallıyor.
-Anladım hoşçakalın.
Dönüp giderken arkasından bakıyorum. Neyi anladığını kimin kazandığını merak ediyorum.

31 Temmuz 2016 Pazar

Gereksiz Kişiler Aşk-ı Memnun Etmez

 Sıcaktan, sıkıntıdan ve tutkulu aşk eksikliğinden yeniden Aşk-ı Memnu izlemeye başladım bende dvd seti var. Başlamamla ne kadar gereksiz karakter olduğunu fark etmem bir oldu. Tamam zaman doldurmak için yan karakterlere gerek var da verin aşkı doldurun arkadaş bu nedir ya. Bir kere Peyker denilen Bihter'in mütemadiyen hamile ablası ve onunla ilgili tüm sahneler çok gereksiz. Hadi gel Bihter'i uyar, Behlül bana da zamanında atladı ondan adam olmaz de anlarız da bize ne senin sürekli acı çeker gibi suratı olan kocandan, kayınvalidenden ve sorunlarından. Bir de bunun kayın pederi var Hilmi Önal. Tamam çatışma yaratmak için bir kötü karakter lazım da adam bunlarla ölesiye uğraşıyor Bihter intihar edince de cenazede en önde saf tutuyor.
Sonra mutfak eşrafı ve onların sorunlarından bize ne? Orada tek gerekli karakter Beşir o da Bihter ve Belül'ü halvet olurlarken gördüğü için gerisini at çöpe. Behlül'ün ilk sezondaki nişanlısı manken Elif. Neye hizmet etti? Behlül'le Nihal'i kıskandı, bunların arasında birşeyler var dedi milletin aklına yoktan bu fikri soktu zaten Behlül'ün pipi sineği olan Nihal, Behlül'e daha da yapıştı ve aşk sahneleri, kaçamak durumlarına sekte soktu Bihter sinir krizleri geçiriken Behlül'ü o götürmeye başladı gereksiz arkadaş gereksiz bunlar.
Benim bunları izleyip gerilmem de gereksiz acilen kendime yapacak iş ve saracak sevgili bulmalıyım halihazırda olandan pek memnun değilim zira. Gereksiz gelmeye başladı hayatımdaki çoğu şey gibi gereksiz aşk da gereksiz arkadaş da gereksiz iş gibi görünen vakit öldüren aktivitelerden de kurtulmak gerek yeni iyidir yeniye gidelim biz.

26 Temmuz 2016 Salı

Travesti Ve Hayat Kadını Birbirlerine Aşık Olursa ( Henüz adını koymadığım yeni hikayem)

 Bir hikayem var: Kötü yola yeni düşmüş genç kadın ve bu yolun gediklisi olmuş artık emekliliği yaklaşmış başka bir kadın beraber yaşamakta ve çalışmaktadır. Bunların yaşlı olanı Rana, genç olanının adı ise Umay. Daha çok barlarda işe çıkan kadınlar tarlabaşında oturmaktalar ve sokakta çalışmakta olan travesti erkeklere çok müşteri kaptırmaktadırlar. Özellikle Rana bu durumdan çok şikayetçi. Umay ise henüz nerede ve neden olduğunu anlayamamış, her olaydan kendince bir işaret çıkartıp birgün gerçek aşkı bulup uzaklara gitme hayalinde tam bir hayalperest. Rana'nın "kızım kim ne yapsın orospuyu? anca siker atarlar bırak hayal kurmayı da gençken para biriktir benim gibi aptal olma!" tavsiyelerini ciddiye almıyor çünkü umutsuz bir romantik Umay. Rana da gençken aşık olmuş birine ama adam parasını yiyip ortada bırakmış kadını Umay da onun gibi olsun istemiyor.

Umay, bir gece evden çıktığında yan apartmanın girişinde genç bir adam görür. Makyajlı gözleri, dar parlak gömleği dar pantolonu, geriye taranmış saçları ile sanki iki cinsiyet arasına sıkışmış, japon çizgi filmerinden fırlamış güzel bir erkektir bu. Kendini ona uzun uzun bakmaktan alı koyamaz. Rana'nın dürtmesiyle kendine glir çünkü onları alacak olan araç gelmiştir. Rana söylenir "bunlar yüzünden işler çok kesat erkekler nedense bu tuhafları tercih ediyor." Onu duyan şöför atılır daha dar da ondan abla" Rana bu duyduğuyla öfkelenir "sanki biz geniş miyiz lan? tamam eskisi gibi değiliz ama önümüzde sallanan bir sap yok bari değil mi kız?" Koluyla Umay'ı dürter ama Umay onu duymaz aklı gördüğü genç güzel adamda kalmıştır. Adamla daha sonra tekrar karşılaşır ve her gördüğünde ona uzun uzun bakmaktan alamaz kendini Umay. Apartman girişinde bekleyişini arabanın onu alıp götürüşünü izler. Bir gece iki müşteriyle içerlerken güzel adam ve yanında kendi gibi bir arkadaşı aynı bara gelirler. Yanlarında iki normal erkek vardır. Umay'ın tam karşısına oturur, yanındaki adam kolunu omzuna atar. Ona seslenen biri sayesinde adının"Ateş" olduğunu öğrenir Umay ve içinden "ondan bu kadar yandım demek" der. Şarkıcı "Gemiler"i söylemeye başlar o sırada "bir an için çıksam hayatımdan yanık tenli omuzunda kurtulsam maziden uzaklarda şu anda yanında..." Ateş, Umay'ı tam o sırda gerçekten görür. Gözleri uzun uzun kenetlenir. Umay'ın da Ateş'in de boynunda birer erkek kolu sarılıdır, kulaklarına sesler fısıldanmakta ama onlar sadece şarkıyı duymakta ve birbirlerine bakmaktadırlar. Ateş'i yanındaki adamın yanağından aldığı ısırık kendine getirir Umay'ı ise Rana'nın masanın altından ayağıyla dürtmesi. Umay, Rana'ya bakar Rana ne oluyor? der gibi göz kırpar. Umay, yine Ateş'e bakar ama Ateş yanındaki adamla öpüşmektedir. Umay bunu görmek istemez başını önüne eğer. Rana baktığı yere bakar Umay'ın "ay ben de sinir oluyorum bunlara buraya da gelmeye başladılar." Umay ve Ateş o gece hep kaçamak bakışlar atarlar birbirlerine.

Ertesi gece yine kapının önüne birini beklemektedir Ateş, Umay aşağıya inmiş Rana'nın gelmesini beklerken Ateş'i görür ve yine ona hayran hayran bakmaya başlar. Ateş, yanına gelir.
"Neden bana bakıyorsun sürekli?" Biraz çıkışır, biraz hesap sorar gibi. Umay, ona daha da yaklaşır hafifçe gülümser.
"Çünkü çok güzelsin..." Elini yavaşça Ateş'in yüzüne yaklaştırır. Ateş, bunu bir kadından duyduğu için ve bir kadına ilgi duyduğu için şaşkındır. Umay, Ateş'in yanağını okşar. Ateş'i almaya gelen arabanın kornasıyla Ateş geri çekilir, Umay elini indirir. Ateş, arabaya biner, giderken camdan Umay'a bakar, Umay da Ateş'in ardından... Rana yanına gelir."İbnelere mi bakıyorsun kız? Burnumuzun dibine kadar geldiler yüz verme sakın şunlara hadi yürü geç kaldık." Umay arkasına baka baka yürür ve gecenin karanlığına karışır içinde tuhaf bir kıpırtı bir heyecan vardır eli Ateşe değmiştir artık.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Şizofren Aşk Cihangirli Cihan Ve İçimeki Kaltak

 "Kafayı yedin peşine birinin takılmasını o kadar istiyorsun ki baktın kimse peşinden koşmuyor hayalinde yarattın, delisin sen deli kaltak!" Dedi içimdeki ses. Bu sesi duymamdan da bellidir ki ben cidden deliyim ya da deliriyorum. Cevap versem bir türlü vermesem konuşup duracak.
"Ama çok gerçekti sen de gördün, oradaydın."
"Ben senin gördüklerini görmek zorundayım elim mahkum yoksa benim aklım başımda, git bak bakalım dışarıda bekliyor mu hala?"
"Korkuyorum..."
"Korkma delisin sen deliler hiçbir şeyden hele ki aşktan korkmazlar."
"Bunun aşkla ne ilgisi var?"
"Şizofren aşka övgü."
"Ne?"
"Bilmem aklıma geldi işte aklın öyle karışık ki benimkini de karıştırıyorsun. Git bak pencereden."

Gidip baktım, sokağın köşedinde bekliyordu. Cep telefonumu alıp, fotoğrafını çektim ardından da kontrol ettim baya fotoğraftaydı işte. Tamam uzaktaydı ama fotoğraftaydı.
"Gördün mü bak deli değilim ben adam gerçekten var. Kulüp kendini aklamak için yalan söyledi biz de salak gibi inandık."
"Git yüzleş o zaman benim içim hala rahat değil."
"Bu kılıkta sokağa çıkamam."
"Geçir üzerine bir şey de git hadi adam gerçek mi gerçekten sana girdi mi öğrenelim."
"Ne biçim bir iç sessin sen ya"
"Senin içinin sesinim otur sen düşün."

Dışarı çıkıyorum, hızlı adımlarla sokağın köşesine gidiyorum benim gizemli stalkerımdan iz yok. Sağa bakıyorum yok, sola bakıyorum yok. Yerde ondan bir iz belki bir izmarit arıyorum o da yok. Birden bir ürperti kaplıyor bedenimi yoksa arkamda mı demeden sesini duyuyorum.
-Ne yapıyorsun burada böyle?
Dönmemle Cihangirli Cihan'la göz göze geliyorum en paspal, en sıyırmış, en şizofren halimle.
-Şizofren aşka övgü... Öyle bir kitap vardı ama hiç okumadım.
-Efendim?
-Bir arkadaşımı gördüm sandım da yanılmışım.
-Benimle karşılaştın iyi oldu neden mesajlarıma cevap vermiyorsun?
-Kaçamak saatlere atılmış kaçamak mesajlar oldukları için.
-Seni çok özledim ne yaptın görüşmediğimiz süre içinde?
-Sanırım delirdim.
Etrafıma bakıyorum bir kez daha adam yine yok ama neyse ki Cihan burada...

15 Eylül 2015 Salı

Şehvet Ve Karamel

 Gecenin üçü hatta üç buçuğu, bir ses beni uyandırdı.
- Uyan ben sıkıldım!
Sen kimsin demiyorum, kim olduğu çok belli içimdeki ses uyanmış, ne zamandır konuşmuyordu ben de rahattım. Durdu durdu gecenin en karanlığında uyanacağı tuttu.
- Ne istiyorsun bu saatte?
-Sıkıldım eğlendir beni. Sen daha eğlenceliydin eskiden.
-Uykum var, sus da uyuyayım sabah eğleniriz.
-Hayır ben şimdi istiyorum.
-Ne yapayım peki?
-Ara onu!
-Kimi?
-Kimi olduğunu biliyorsun bana numara yapma kaltak! Kalk ara hemen.
-Çok da sertsin, hem sen kimsin de bana emir veriyorsun?
-Ben senim sen de ben. Ve ikimizde onu istiyoruz neye direniyorsun ki?
-Ama adam evli hem de yeni evlendi.
-Senden kaçmak için ona sığındı çoktan da pişman oldu, ara çağır şunu.
-Bu saatte mi? Karısı da uyanır, yan yana uyur evliler unuttun mu?
-Mesaj at o zaman.
-Ne yazayım? Uyuyor musun mu?
-Aman ne komik, ben söylerim sen yaz.

Gecenin üç buçuğu, yatağımdan kalkıp, uykulu gözlerle telefonumu buluyorum.
-Söyle ne yazayım?
-Saklanacak yer kalmadı ben çoktan sobelendim.
-Ne?
-Sen yaz o anlar.

Yazıp gönderiyorum. Pat diye cevap geliyor.
"Seni kokundan buldum."
Cevap yazıyorum: "Ne kokuyorum peki?"
"Aşkın acı, genzi yakan, günlerce sinip kalan tapılası kokusu, sen yasaklanmış, tövbe tutmaz, şehvet kokuyorsun ve biraz da karamel."
"Yanıma gel."
"Yarım saat sonra oradayım."
-Mutlu musun geliyor işte.
-Evet nihayet eğleneceğim.
-Gidip bir duş alayım o gelmeden.
-Dur! Kokunu seviyor unuttun mu? Ama üzerine seksi bir şeyler giy.

Emirlerine uyuyorum içimdeki sesin malum onu kızdırınca susup beni cezalandırıyor, hayatım da çok sıkıcı oluyor. Neden heyecanlandıysam bu kadar? Yarım saat de geçmek bilmez şimdi.

23 Ocak 2015 Cuma

İçime Çekmiyorum Sadece İçime Alıyorum

 Sabah bir haber okudum; kadının biri 109 yaşına basmış sırrı da: Egzersiz yapmak, yulaf yemek ve erkeklerden uzak durmakmış. Genç yaşından beri çalıştığını söyleyen kadın, erkekler için çıkarttıkları sorunlarla uğraşmaya değmezler demiş. Haklı da ne diyeyim. Aşk kesinlikle ömrü kısaltıyor, törpülüyor, saçlarını yolduruyor, sinir krizleri geçirtiyor, ölesiye korkutuyor... Ama yaşamanı da sağlıyor. Aşkla nefes alıyor, hayatta olduğunu hissediyorsun. Yüzünde salak bir gülümsemeyle dolaştığın ilk zamanların keyfini hangi bir kase yulaf verebilir ki? Ben erkeksiz yapamam arkadaş. Varsın ömrümü kısaltsın ayrıca ben zaten hiçbir erkek için kendimi üzmüyorum ki. Sorun mu çıkarttı, sıradaki? diyor ve yolluyorum. Eskidendi o aşk acıları çekmeler, kaybetmeyeyim diye alttan almalar falan. Tahammülüm sıfır hatta eksilerde. Bana keyif versin, eğlendirsin, konuştuğumda beni anlasın yeter. Yani ben sigara içenler içinde dudak tiryakisi gibiyim. İçime çekmiyorum sadece içime alıyorum bu da çok zararlı değil.

12 Ocak 2015 Pazartesi

Erkekler Neden Kahküllü Saçlı Kadınları Sever?


 " Senin en çok nereni beğeniyorum biliyor musun?" dedi.
" Gözlerimi?"
" Hayır."
" Ellerimi?"
" Hayır."
" Göğüslerimi?"
" Hayır."
" Yüzümü?"
" Hayır."
" Kalçalarımı mı neremi? En popüler yerlerimi saydım zaten."
" Kahküllerini."
" Kahküllerimi mi? Ama bu bir uzuv bile değil saçımın ön kısmı sadece."
" Biliyorum ve sana çok yakışıyor.Seni ilk gördüğümde bu kadar ilgimi çekmenin sebebi bu. Gözlerine, yüzüne inanılmaz uyuyor."
Yakışıklı, varlıklı, iyi tahsil görmüş bir adam bu konuşmayı yaptığım kişi. Bir süredir görüşüyoruz. Onu nasıl etkilediğimi düşünmedim de değil açıkçası istediği kadınla olabilecek biri, meğerse kahküllerime vurulmuş uzatamayacağım demektir yazın yandık. Gerçi yaza kadar sürmez bu ilişki.
" Peki, neden kahküllerim sana bu kadar çekici geldi?"
" Küçük kızlara benzediğin için. Hem de çok yakışıyor."
Küçük kız merakı mı var bunun yoksa?
" Teşekkür ederim daha genç gösteriyor beni demek ki."
" Tam bir lolita yapıyor seni. Sana şeker vereyim mi?"
Şeker mi!
Amerika da okumuş, kaslı ve yakışıklı bu vahşi boğanın, küçük kız sevdasından pek hoşlanmasam da erkeklerin genelinde lolita ilgisi olduğunu da biliyorum. Kahkül de ondan çekici geliyor çoğuna demek ki.
Gece boyunca benimle çocukmuşum gibi konuşuyor." Sana şunu alayım mı, ister misin, küstün mü yoksa, hanimiş benim tatlım, bebeğim..."
Sevişirken de durum değişmiyor. " Hanimiş göbüşü, burdan öpsem gıdıklanır mıymış. Sevdin mi böyle yapmamı? Hadi üstüne otur da zıplatayım seni. Nasıl da ıslakmış bu tatlıcık."
Hoşuma gidiyor sıkıntı yok. Çocukça da olsa özlemişim bir erkeğin ilgisini, kalsın bu kahküller de bu adam da şimdilik.


Senin için alt tarafı aşktı üstünü ödemek bana kaldı. @MadamMarin


7 Ocak 2015 Çarşamba

İçimi Isıtabilecek Biri İçime Girmese De Olur

  Hava eksi bilmem kaç derece, kıçım donuyor ama beni asıl üşüten yalnızlık. Kimse yok yanımda şu soğukta beni saracak. o kadar seksi hatunum, etrafımda, hayatımda o kadar sözde adam var ama üşümeme çare olan yok.

Isıtılmak istiyorum ama nasıl? Battaniyenin altında, elimde kumanda, üzerimde sabahlık şeklinde yün bir hırka seksi olmaktan uzak ufak tefek bir kadınım şu an. Kapım çalsa beni benden alan, beni kendime getiren biri gelse bir anda bak nasıl da Madam Marin formumu alırım. Yok mu aday? ohooo. bir telefonuma bakar, çok var ama üşeniyorum yahu bu soğukta soyunmaya.

Ben soyunmadan ısıtılmak istiyorum. Bir sözle, bir bakışla, güzel bir jestle. yanımda olduğunu bildiğim, beni düşündüğünü, merak ettiğini hissettiğim birinin sıcaklığıyla ısınmak istiyorum. Varsın uzakta olsun, böyle ısıtsın yeter. Ten tene değmeden de temas olur, yoksa herkes sevişir, herkes ısınır asıl mesele içine girmeden içini ısıtabileni bulmakta. Yoksa  sürtünme kuvvetiyle ısınmak tabii ki mümkün. 

Ötekiyiz Hepimiz

   Bu ülkede kadın olmanın zorluğu ortada; ayrılmak istiyorsun öldürülüyorsun, istediğini giyiyorsun diye şiddet görüyorsun. Erkek egemen bi...