Soru ve yorumlar için madammarin@gmail.com
Nuri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nuri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2020 Salı

Corona Günlerinde Aşk Ve Seks




 Evlerimize kapandık malum, ben alıştığım eski hayatımı çok özlüyorum hepiniz gibi. Ne kadar güzelmiş meğer korkmadan sokağa çıkabilmek, istediğin yerde oturup bir kahve içmek, arkadaşlarınla buluşup vakit geçirmek ve elbette sevişebilmek. Bu hastalık ülkemizde ortaya çıktığından beri ben tek bir erkeğe elimi sürmedim. Korkuyorum, zaten panik atak nöbetleri geçirip duruyorum. Evde yalnızım Minel de Stavros da evlerine döndüler; herhalde benim onları günde beş kere dezenfekte etmemden bunaldılar. Bir görüştüğüm Nuri var, o benden de beter. Apartmanımızda çekik gözlülerden oluşan bir aile vardı, geçen gün onlara saldırdı sizin yüzünüzden böyle oldu, kıpırdayan her şeyi yediniz midesiz, eciş bücüşler! Diye meğerse aile Kore’liymiş. Bizimki geri adım atar mı aman onlar sanki köpek yemiyor, hepsi aynı bok bunların dedi. O günden beri o aileyle karşılaşmadım hiç, gerçi dışarı da çıkmıyoruz normaldir.
Corona’yı çok da sallamayan bir grup tanıdığım da var. Hemen her gün dışarıdalar, artık oturacak yerler de kalmadı, birbirlerine gidiyorlar, dışarıda buldukları parklarda vs buluşuyorlar. Ne maske, ne eldiven, ne kolonya… Bir de tokalaşıyorlar. Bunlardan biri de geçenlerde bahsettiğim kameramancı. Tutturdu sevişelim diye, bir de fotoğraf attı zaten açım, neredeyse telefonu ağzıma sokacaktım. İnsan yokluk günlerinde hakikaten ne bulsa yemek istiyor. Eskiden olsa evire çevire yerdim ama şimdi olmaz, adamı dezenfekte edeyim derken pipisini yakabilirim. Keşke bunlar kadar rahat olabilsem. Eskiden tanıdıklarımdan da sürekli mesaj ve telefon geliyor, çoğu şimdi evde ya vakitleri de var, geleyim, görüşelim derdindeler. Bir de bu Corona’dan mıdır, havadan mıdır nedir libidomuz tavan vaziyetteyiz ama birbirimize dokunamıyoruz. Lick Buddy’im Emre resmen boşandı, bir onunla çok görüşesim var, aslında onun da derdi gerçek bir ilişkiye geçmek, hatta evlenmek ve çocuk yapmak. Neyse ki Nuri, şu dönemde benden çocuk yapma olayından vazgeçti. Her gün felaket senaryolarıyla geliyor, 2021 daha kötü olacak bu daha fragman diye, galiba bu dünyaya çocuk yapmanın çocuğa haksızlık olduğunu anladı sonunda. Emre’yi bu hafta eve atmaya karar verdim ve Nuri’ye söylemek gibi bir hataya düştüm, Kameramancıyı eve atmam, o toplu taşımalara biniyor, adamın pipisi Corona kaynıyordur. Emre, gelecek dediğimi duyan Nuri, ‘’Neeeee, onu eve alamazsın adam hastaneleri geziyor ha bire, corono vardır onda.’’ Diye kıyameti koparttı. Olsa şimdiye kadar çıkardı herhalde dedim, çıkana kadar sana bulaştırmış olur salak mısın? Dedi.

Offffff seks yapmak benim de hakkım, bari yalatsaydım. Daha net kararımı vermedim belki dilinden, pipisine dezenfekte edip atarım eve, nerden bilecek ki Nuri; kötü durumdayım yavruslar. Ayrıca canım sıkılıyor, ayrıca Corona günlerinde bana aşkı kabaranlar ayrı, benden birden uzaklaşanlar ayrı sinirime dokunuyor. Kıçımdan ayrılmayan adam, Rukiye’ye nolur Marin beni arasın diye yalvaran adam, adı Murat birden kayboldu ortadan, neymiş evdeymiş, izinliymiş. Eeeee ilgilenmeni, aramanı, yazmanı ne engelliyor, virüs mü saçıyorum ben? Her şey bitsin peşimde dolanmaya başlar yine, aman neyse güzel adam ama güzel yalayamıyordu büyük kayıp değil.

Corona, bize sağlam koyarken birçok şeyi de öğretti; birbirimize dokunamıyoruz ama dokunaklı bir hal içindeyiz, kavga etmiyoruz, birlik oluyoruz, özlüyoruz, çoğu şeyin kıymetini anlıyoruz, sıradan bulduklarımızı bile yaparken artık büyük bir keyif alacağız, tabii yapabilirsek buna seks de dahil.
Kendinize dikkat edin yavruslar, öpmüyorum Corona var.

21 Şubat 2020 Cuma

Sevişilmeyen Sevgililer Günü Ve Yetersiz Sperm Sayısı

 Sevgililer günü geldi geçti, kimseyle sevişmedim. Zaten sevgililer günü benim için yeni değil, eski sevgililerle hesaplaşma günü gibi bir şey. Zamanında kıymetimi bilmeyen eskiler ha bire arar, mesaj atar. Ah sen neydin de ben bilemedim be Marin'im diye eee geçti artık ben eski ben değilim. Seni isterken, severken, beklerken geleceksin. Nasıl bir şansım varsa bunlar hep ben başka yere odaklanınca dönerler, ben onlardayken de beni göremezler. Belki de erkeklerin hatta insanların genel sorunu bu kim bilir. Ben bilirim tabii hepsi salak bu erkek milletinin. Ne istediğine önce bir karar ver Kıvırcığından şoförüne, Tony Leung undan taa on yıl önce takıldığım çocuğa kadar ki artık koca adam, canımı yakanlar, öylesine takıldıklarım, aklınıza kim gelirse hadi bir kahve içelim diye mesaj yazıyor, arıyor yahu ben o kadar kahve içecek olsam midem delinir. Ben de klasik cevabımı veriyorum şu sıra çok yoğunum ben seni ararım, nah ararım. Zamanında aratmasaydın bu ilgiyi.

Nuri'ciğimle arayı düzelteyim diye tek ve gerçek sevgi dostluktur deyip, gülümü alıp kapısını çaldım.  O halimi görünce gülümsedi ama adamda deve inadı var yoksa kini miydi neydi neyse. İlle de çocuk yapalım diye tutturdu. Tamam ulan dedim zaten benden de senden de bir halt olacağı yok yapalım bari. Bir şey değil yeni biriyle görüşmeye başladım. Bu da kamera işleriyle ilgili operatör, kalın kollu bir şey. Kalın kola, geniş omuza ve bana dışarı çıkarken neden haber vermedin? Atarlarına ihtiyacım olduğu bir dönemdeyim. Buna ben kadın olmayan ama içinde benden daha kadın bir adamdan çocuk yapacağımı nasıl açıklayacağım? Tutmasa bari diye diye gittim sürekli sırıtan suratlı bir tüp bebekçi doktora. Klasik yalanı söyledi Marin Hanım yumurtanız az hemen tüp yapalım. Yahu bu bizim sen ikinci erkeğimsin yalanından daha klişe oldu artık ey doğurtucu doktor milleti hepimiz biliyoruz size her gelen, otuz yaş üstü kadınların hepsinin yumurtası azalıyor olamaz biraz daha yaratıcı olun. Ben de dedim ki ben yumurta falan toplatmam aşılamada olursa olur, olmazda kusura bakma.

Testler yapıldı ha bu arada ben başka bir doktora daha gittim. o tüpçü değil, normal ve bana yumurta sayın gayet normal dedi. Hanginize inanalım acaba? Uğraştığım şeylere bak. Nuri, örnek sperm verdi. İki gün önce de tekrar doktora gittik, gülen suratlı amca para gelmeyecek diye üzülmüş olacak ki bu kez pek gülmüyordu. ''Maalesef Nuri Bey, sperm sayınız yeterli değil.'' Dedi. Nasıl rahatladım, anlatamam. Elbette Nuri'ye belli etmemek için üzülmüş gibi yaptım. Garibim çok istiyor çocuk, hem de benden. Neyse ucuz atlattık diye düşünerek, ağladı ağlayacak Nuri'yi içmeye götürdüm. bu sefer de demez mi hadi evlat edinelim diye. Ben niye el alemin çocuğunu alayım, tüm mal varlığımın varisi yapayım of Nuri ya andropozda mısın nesin?

Bundan da vazgeçirmek için ya onu sevemezsek, hem huyu suyu sülalesine çeker diye ikna ettim demez mi birine ver hamile kal, ben babası olurum diye. Şimdi bana seviş ama korunma diye baskı yapıyor ve eminim son bulduğum adamın sperm sayısı hiç fena değil, gerçi daha sevişmedik ama yakındır. Öpüldünüz yavruslar...

28 Mart 2019 Perşembe

Sana Verdim Gitti Bay Başkan

 Benim başka bir semtte bir evim daha var, epeyce büyük bu yüzden de içinin tadilatını bir türlü bitiremedim. Bazen hafta sonları Nuri'yi alıp oraya kaçarız. Geçen hafta da yine oradayız, çıktık alış veriş yaptık dönüyoruz, sitenin çardağında kalabalık toplanmış sohbet ediyorlar. Biz sessizce geçerken, yönetici olan adam bana seslendi Marin Hanım, bir bakar mısınız? Ben de yaklaştım ne yapayım, ortada bir adam var takım elbiseli tipi de fena değil. Belediye başkanı adıyıymış CHP den, onu dinliyorlarmış. Beni tanıttı yöneticimiz, Marin Hanım da buranın sakinlerinden diye. Başkan adayı da beni sonra da Nuri'yi bir süzdü. Nuri de parlak tayt, gözlerde sürme, ben dıştan gayet normalim de belki biraz değişiyim bilemiyorum adam baya bir süzdü bizi. Neyse konuşmasına devam etti, hayvanlarla ilgili güzel planları var o hoşuma gitti, hayvanlar deyince akan sular durur malum. Sonra yanımıza geldi bir ara, biz ikram edilen tatlıdan yiyorduk.

"Memleket neresi Marin Hanım?" dedi. Hafif aksan var ve ben bu aksanı iyi bilirim benzeri bende de var çünkü.
"Kavala, Yunanistan." dedim.
"O öyle mi ne güzel, kaç yıldır buradasınız?"
"Doğduğumdan beri."
"Türk olmuşsunuz o zaman artık."
"Babam Türk zaten, siz nerelisiniz?"
"Trabzon."
"Hemşehri sayılırız demek ki."
"Nasıl sayılıyoruz?"
"Rum Pontus'dan."
Güldü, ben de güldüm. Trabzonluların çoğu Rum Pontus kökenli yani Rum kökenlidir. Müslüman olanlar yobazlaşmış, olmayanlar da aydın takılmıştır ve bunu çok az insan bilir. Bu adamcağız da çıkıp ben Rum kökenliyim demez, diyemez oy kaybeder, gerçi belki de değildir ben tahminimi söylüyorum.
"Sizi çalışmalarımızda görmeyi çok isterim."
"Neden olmasın, arkadaşımı da getireyim mi?"
"Merhaba bay başkan, ay şuraya yüzme havuzu koydurtsanıza süper olur güneşleniriz bak yaz geliyor." Diye atladı Nuri, adam öylece kalakaldı.
"Nuri, ona yönetici bakıyor."
"Yahu belediye başkanı da hepsini kapsar işte, ne var canım."
"Tamam ben halledicem Nuri Bey, merak etmeyin.
"Ay başkan sana verdim gitti o zaman. Oyumu oyumu merak etme."
Herkes bize bakıyor, başkan adayı kızardı, bozardı. Yanımızdan ayrıldı ama ayrılmadan da bana numarasını vermeyi unutmadı.
Ne dersiniz arayıp aklını alayım mı, yoksa seçimlerin bitmesini mi bekleyeyim.

31 Aralık 2018 Pazartesi

90'ların Özgür Yılbaşları vs 2010'ların Yasaklı Yılbaşları

 Bir okurum bize 90'ları anlatsana Madam yazmış. X kuşağı mı Y kuşağı mı ne deniyorsa 90'larda ve sonrası doğanlar elbette 90'ları hatırlamıyorlar. Onlar teknolojinin palazlanmaya başlayıp, insanlığı yuttuğu çağda doğdular. Aslında hepsini ayrı ayrı yazı yapacaktım ama bir yazıda toplama kararı aldım. Bugün yeni yıla giriyoruz yani 31 Aralık geçen haftadan bu yana yaşadıklarımı ve gördüklerimi yazmaya başlıyorum. Koltuklarınıza yaslanın, çayınızı, kahvenizi unutmayın.

Yönetmen bir arkadaşımın gerilim-psikolojik denemesi olan bir Türk filmine Nuri'yle gittik. Dedim ki hafta içi gündüz sinema sakin olur, rahat rahat izler yorumumu yaparım. Sakin derken yanılmamışım küçük bir salonda oynatılan filmde bizim dışımızda bir çift daha vardı ve belli ki filmi izlemeye değil nasılsa bu saatte bu filme kimse gelmez diye orada rahatça oynaşmaya gelmişler. Ben bunu arkadaşımın emeğine hakaret saydığımdan arkalarına gidip oturdum ama Nuri git yanlarına otur bari gel şuraya dediğinden daha kenara bir yere ama yine arka hizalarına oturduk. Bunlar da acayip rahatsız oldu tabii. Dönüp baktılar başka film mi bulamadınız diye, ben de onlara gidin günlük ev tutun biraz daha fazla verin rahatça sevişin, bunun için sinemaya mı gelinir, 90'larda mıyız? Bakışı attım. Nasıl bakıştı artık varın siz tahmin edin. Evet 90'larda çiftler rahatça öpüşmek ve elleşmek için sinemaya giderdi bence artık bu da tarihe karıştı. Dediğim gibi günlük evler var ve sinemada oynaşmaya uğraşmaktan çok daha kolay ve kullanışlılar. Filmi vermişler küçücük bir salona bir de nasılsa buna kimse gelmez diye ısıtmayı açmamışlar film boyunca bildiğin dondum. Baktım sevişmeye gelen çift de yan yana santor çivisi gibi kıpırdamadan duruyorlar, bizim yüzümüzden sanmayın kesinlikle soğuk etkisi bu, kıpırdayacak halleri kalmamış. Film bitti bu arada Bakırköy'deyiz hem alış veriş yapar, hediye bakarız, hem de piyango bileti alırız dedik. Nimet ablanın sırasına girdik. Bana kalsa o kadar beklemem de Nuri çok inanır buranın uğuruna neyse bekliyoruz yanımıza iki tane sakallı uzun elbiseli tuhaf adam geldi. Bunları etrafta sıkça görmeye alıştık artık malum biz Müslüman ve gerici bir orta doğu ülkesiyiz ama bunlar bir de insanların hareketlerine karışma hakkını kendilerinde bulan tuhaf tipler olduklarından eyvah dedim al sana olay. Adamlardan biri Nuri'ye kardeşim ölümün gelmesi sana piyango çıkmasından daha yüksek ihtimal dedi. Nuri den akıllıca ve bilgece bir cevap beklerken ay sana ne be defol git başımdan, çocuk s.kip gebertseler çıtınız çıkmaz bizim piyangomuza taktınız bu yıl da." şeklinde bir cevap gelince adamlar da ben de bir adım geri attık. Adam anladı ki Nuri'ye bulaşılmaz bana döndü. "Hanım abla bak sen alma bari hem günah hem de çıkmaz çıkmaz." dedi benim önümde iki seçenek vardı ya ben de çirkef olacaktım ki Nuri çıtayı baya yukarı çekmişti ya da bunları hiç kaile almayacaktım çoğu insan da öyle yapıyordu. Ayrıca bana piyango değil ama şans topu çıkmıştı malum para parayı çeker hesabı. Ben cevap vermedim sıra da bana geldi bu hala kulağımın dibinde bıt bıt ötüyor, hepsini ver dedim gişedeki görevliye. Tam beş seri aldım, her yerim piyango bileti dolu sanki satıcı gibi gişeden ayrıldım ve kenarda çantama doldurmaya başladım. Gişedeki birkaç kişi beni alkışladı bazıları da bize kalmadı ama ya diye bıtbıtladı ben de parasıyla değil mi istediğim kadar alırım dedim, yürüdüm gittim. Sarıklı tipi kayıklar da ben hepsini alınca bana daha fazla bir şey söylemediler zaten Nuri bunlara ters ters bakıyordu yaklaşmak istemediler. Seneye bakalım neye takacaklar ah tabii çam ağacı almayın evinize komayın, üzerine süs takmayın günaaaah derler ama damacanalara, hayvanlara, çocuklara hallenirler. Karışmayın kimseye, insan olun, vicdanlı olun ki beraber yaşayabilelim. Bunları kim sokaklara salıp para veriyor acaba? İşte bu tiplerden doksanlarda asla olmazdı, hele ki şimdi yaptıklarını o zaman yapmaya kalksalardı, dayak yer, aşağılanır ve kovalanırlardı. Şimdi onlar değil biz onlardan çekiniyoruz resmen. Neden 90 ları özlüyorum alın bir sebep daha size.

Ben 90larda ilk-orta okul ve sonlarında lisedeydim, okulda da yılbaşı kutlanırdı o zamanlar yasak yoktu ve kura çekilir herkes birbirine hediyeler alırdı. Ne kadar sıcak ve sevimli bir adetti. Neden günah olsundu neden yasaklansındı? Ama bu zamanda yasaklandı.

Televizyonlardaki yılbaşı programları bile biraz abartılı ve özenti olsalar da daha sıcaktı. Şimdiki gibi tek kişi medya patronu kıvamında herkesi tek eline almamıştı, o zaman daha özgürdü sanat, yalakalık bu kadar ayyuka çıkmamıştı. Hele klipler, açın izleyin 90'lar kliplerini aşk, aşk gibi anlatılırdı, sevişme de olur öpüşme de, o yasak bu tahrik unsuru diye her şeye karışılmazdı. Gemiler diye bir klip vardır Orhan Atasoy'un açın izleyin ve bana dürüstçe söyleyin şimdi kimin bir tarafı yer öyle bir klip çekmeye? zaten çekse ne olur yayınlanmaz ki. Evet, teknoloji yoktu o zamanlar, ünlüleri tvden, dergilerden, sinemadan izlerdik. Haklarında fazla bir şey bilmez, bize gelenle idare ederdik. Şimdi bildik ne ne oldu? Hepsinin ne mal olduğunu öğrendik, onlar da gözümüzden düştü.

Aşk da başkaydı 90'larda. Beklerdik, gelmesini, camın önünden geçmesini, küçük notlar yazıp göndermesini, yeni çıkan cep telefonunun mesaj sesini. ( Benimki yeşil motorolaydı, tombik ve antenli, çok da tatlı bir mesaj sesi vardı ciricik ciricik diye. Hoşlandığım çocuk yazınca havalara uçardım.) Ne anlık fotoğraf gönder vardı ne de görüntülü konuşma, siyah beyaz o ekrandaki harflerle yaşardık aşkı da, heyecanı da, hüznü de. Ergendim ben daha ama çoğu şeyin de farkındaydım. 2000 den sonra 2001 geldi ya bir şeylerin bittiğini anladım. 90'larda ne kadar mutluydum dedim şimdi sanki pembeden griye geçtik. Ben üniversiteye başladım, yine keyfim yerindeydi ama sona yaklaştığımızın da farkındaydım. Sevgilimle öpüştüğümüzde öfkeyle bakan gözler çoğaldı, şimdi kızan, bağıran saldıranlar var ya işte o zamanlar onların temelleri atıldı. Nereye doğru gidiyoruz bilmiyorum da umarım 2010 lar ne güzeldi şimdi her şey yasak, kıyafetler tuhaf, sarıklar mecburi dediğimiz bir döneme hiçbir zaman gelmeyiz.

Yeni yıla gelince, hep aynı şeyler söylenir, dilenir... Benimkiler de farklı değil, huzur, sağlık, bol para ve aşk olsun hepimiz için ama en çok en çok da özgürlük olsun. Mutlu Yılar hepinize, seviliyorsunuz...

He-man ve Atılgan gelse de bizi bu saçmalıklardan kurtarsa keşke.

23 Kasım 2018 Cuma

İçimdeki Kaltakla Öpüştüm

 -Bir yaş daha büyüdün ama tek zerre büyüyemedin. dedi içimdeki kaltak, haklıydı da partimin tam ortasında çıktı geldi. Ev partisiydi, dostlarım düzenlemişti, geçen Pazar ayın 18'iydi. Kafam hafif dumanlı, dumana da atmamak gerek suçu biraz alkollü ama aslında alkol de değil tek sorumlu, geçen yılların üzerime bıraktığı sarhoşluğu... Bunca yılda ne güzel dostlar biriktirdim, ne çoğunu batırdım, kaç kişiyi hayatıma aldım, bazen onlar beni, bazen de ben onların hayatını becerdim. Kaç aşk sığdırdım şu kalbime ama yorulmadım hala da hevesliyim aşka en çok buna şaşarım.
-Mutlu musun bari? Dedi içimdeki cadı. Gözlerini dikti gözlerime, üzerime eğildi. Ne kadar da güzeldi, içimden çıkıp şöyle bir dolansa bütün İstanbul peşinden gelirdi.
-Mutluyum dedim ama mutluluk nedir?
-Ne dedin canım dedi yanımdaki.
-Sana demedim. dedim.
-Söylesene içimdeki kaltak mutluluk nedir?
Etrafını süzerken bana döndü ve yine üzerime eğildi.
-Tam bu anda hissettiğindir. Ne hissediyorsun? 
-Keyifli...
-Kaç kişiyi özlüyorsun? Kaç kişiyi seviyorsun? Kaçını yaptın istediklerinin, kaç kişinin bir şeyi oldun gerçekten, kaç yılın kaldı daha geriye, kaç yıl daha saklayacaksın beni içinde?
-Daha doymadım hiç birine, sana bile kal içimde biz böyle iyiyiz.
-Seviyorum seni, senin zor ama eğlenceli halini.
-Biliyorum cadı.
-Kızım sen kiminle konuşuyorsun? Bu kez gelen Nuri'ydi.
-Hiç öyle kendi kendime.
-Kafası güzel oldu bunun iyice. dedi güldü. İçimdeki Kaltak yanıma oturdu ben de omzuna dayadım başımı.
-Yalnız mısın sence?
-Sen içimde durmadan konuşurken mi?
-Çok mu etkiliyorum seni? Ben olmasaydım bir kocan, çocukların, normal bir hayatın olur muydu?
-Olurdu da adı mutluluk olmazdı, ben seninle mutluyum.
Güzel gözlerini gözlerime dikti, iyice yaklaştı.
-Ben de seninle mutluyum, iyi ki doğdun.
Öpüştük... Kimi hayal der, kimi dumanlı kafanın etkisi ben o gece içimdeki kaltakla öpüştüm ve iyi ki doğmuştum...

13 Kasım 2018 Salı

Adını Söylersen Popona Musallat Olur

 

The Haunting of Hill House diye bir dizi var denk gelmişsinizdir. Ben de ona sardım ve soluksuz izledim, bir gece yalnızdım o da ne ben ki kimseden korkmayan Madam Marin, korkmuş muydu? Boş kalmayan evimde nasıl olduysa o gece yalnızdım ve ışıkları kapatıp, kedim yanımda izlemeye daldım. Bir karaltı mı geçti? Aynada hareketlenme mi oldu? Ne oluyor yahu? Kalktım tüm ışıkları açtım ama ürpertim geçmedi, kimi çağırsam gelirdi bu saatte? Hadi gelecek adam çok da ben saçlarım kirli, bakımsız bir haldeyim, gelen de ah canım korktun mu sen gel sarılayım da uyu demez, rahat durmaz biliyorum; gerçi o dursa ben durmam, ne yapacağım şimdi? Evin içinde volta atmaya başladım, telefon elimde. Zırr kapı! O kadar gerilmişim ki kapı çalınca çığlık attım. Açtım kapıyı acaba hangisi hissetti de geldi yardım çağrıma diye bir baktım ki gecenin ikisinde Nuri kapımda. 

-Hayırdır Nuri?

-Kız Marimar çok kötü bir şey oldu.

-Ne oldu gel geç anlat hemen, bir kahve yapayım sana , iyi ki geldin.

-Ne meraklıymışsın bu saatte sohbete. Dedikoduya gelmedim gerçekten derdim büyük.

-Aman ne güzel işte, anlat uzun uzun.

-Neyin var senin?

-Beni boş ver senin neyin var anlat hadi.

-Popomda pıtırcık çıktı, kocaman hemde ne yapacağım ben Marin?

-Pıtırcık mı? Hemo xcroid mi?

Ellerini yüzüne götürdü ve çığlık attı.

-Ayyy söyleme o kelimeyi, yaşlı ibnelerde olur o. Ben daha o kadar yaşlanmadım.

-Alemsin Nuricim doktora gitsene.

-Domalamam ben doktora.

-Domalmak dert olmazdı genelde senin için ama. (Güldüm)

-Ben orama bıçak falan değdirmem.

-yahu artık lazerle yapıyorlardır.

-Lazer de sokturmam, sokturmak senin için dert değildir normalde deme.

-Tamam demiyorum.

-Her şeyi denedim, saraçoğlu mudur nedir bir çay önermiş onu yaptım pamuğa banıp popoma soktum.

-Öyle mi yapın demiş?

-Hayır o için demiş de tadı çok kötüydü ben de popoma soktum, gittim eczaneden o tür kremlerden aldım hani onlardan işte.

-Hemoroid kremi.

-Ya söyleme şunun adını.

-Sanki ruhsal bir yaratık da adını söyleyince musallat olacak Nuri, hemoroid desem ne olur.

-Olsun deme işte. Geçmedi ne yaptıysam Marin, sevişemiyorum ben ne yapıcam?

-Ne zamandır var bu?

-İki hafta kadar.

-Tamam bekle, el sürme, bir şey de sokma, kendiliğinden inmiyorsa doktora gideceğiz beraber tatlım, yoksa seks hayatın biter.

-Ah zaten bitti, bu halde hiçbir şey yapamıyorum, rezil olurum gören olursa.

-Haklısın Nuricim, iyi ki geldin.

Sarıldım, normalde bu popo muhabbeti beni bu kadar mutlu etmezdi ama o kadar korkmuştum ki hiç gitmesin istedim, sabaha kadar gitmedi. Aman siz de sesli olarak hemoroid demeyin yoksa musallat olur poponuza.

 

8 Kasım 2018 Perşembe

İddiayı Ben Kazandım

 Asalaklarım akşam tam da söyledikleri saatte teşrif ettiler. Nuri de bendeydi tabii. Karşılarına geçtik merakla ne isteyecekler diye bekliyoruz. Nuri, istemezlerse kazanacak malum. O yüzden ben aman bir şey istesinler diye bakıyorum. Nasılsın, hoş beş derken, işe girmiş ikisi de çalışıyorlarmış, şaşırdım. Süklüm püklüm oturuyorlar. Minel ve Satvros da geldi, çaylar konuldu sohbet ediliyor. Ben artık kesin kaybettim diye düşünmeye başladım çünkü iki saat geçti, ne sende yaşayalım, ne bize para ver, ne bizi bir yere götür, tek talep gelmedi. Herhalde adam oldular artık asalak olarak yaşayamayacaklarını anladılar diye düşünmeye başladım. Baktım artık yavaştan toparlanıyorlar. Nuri de bana kaş göz hareketi yapıyor kaybettin diye bunlardan kadın olanı tam kalkarlerken "şey marin'ciğim benim yeğen İstanbul'da okuyordu yurttan çıkmış, sende kalsa diyoruz" dedi. Ben de kazanmanın sevinciyle "evet!" diye bağırdım ve Nuri'ye baktım. Nuri de "hay ben sizin" dedi. Bunlar bir şok anlatamam.. Minel'le Satvros da şaşırdı tabii benim misafir bu kadar istediğimi bilmiyorlardı. Kadınla adam da şaşkın şaşkın bakıyorlar, kabul ettim sandılar. " Çok sağol Marin'ciğim ne zaman gelsin?" "Hiçbir zaman. Ben Nuri ile bir şey isteyeceğinize dair iddiaya girmiştim de sayenizde kazandım ona evet dedim. Başka misafir istemiyorum hele ki öğrenci bir gencin sorumluluğunu hiç alamam." "O sorumsuz br çocuk değildir ama..." "Yahu yok olmaz dedim, hadi gidin artık, bizim biraz işimiz var." Nuri acayip bozuldu. "Sizin kiminiz kimseniz yok mu ya gelip gidip bu kızdan bir şeyler istiyorsunuz, gitti 500 kağıt hadi anam hadi güle güle" Def etti Nuri bunları, benim keyif tavan. Ben sana demedim mi bunlar bana geliyorsa kesin bir şey isterler diye dedim. Haklıymışsın dedi ama hala borcunu ödemedi, bekliyorum. :)

3 Kasım 2018 Cumartesi

Asalaklar Ve İddia


 


Hayatımda asalaklar var, belli zamanlarda ataklar yaparlar tıpkı haşerelerin sardıkları evde bahar aylarında çoğalıp, saldırıya geçmesi gibi. Bunları kovarım, hadi gidin derim, istemiyorum derim, giderler ama asla küsmezler. Elbette beni de sevmez hatta nefret ederler. Bir süre uzakta sessizce bekler ve yine bu kez daha agresif yani ısrarlı şekilde atağa geçerler. Bahaneleri farklı, istekleri aynıdır; bizi eve al ve bak!
Bu asalakların bazıları eski sevgililerimin bana miras bıraktıkları kişiler, onlarla bile görüşmediğim halde bu asalakların beni her şekilde bulup, arkadaşmış gibi görünüp bir şeyler isterler. Sakın ne safsın Marin demeyin elbette vermem. Diğer tür asalaklarım da uzak akrabalar ve dındığının dındığı tanıdıklardır. Bunlar karı-koca-çoluk-çocuk dadanırlar. Evleri, işleri, paraları yoktur; bize bak marin, bizi eve al marin.

Tersleye tersleye çoğunda kurtuldum ama biri var ki adamın yüzüne küfür etsen peki der, sonra yine hiçbir şey olmamış gibi gelir. Bir tane de uzak akraba var, aslında akrabamız bile dğil bildiğin bir mongol, bunu kendi gibi başka bir mongolla evlendirdiler bu iki mongol bütün özel günlerde bende kalmaya çalışırlar. Ben de hayır derim. Annem birkaç kez yazık diye bunlara izin verdi, işte bunlar bu yüzden bize yani bana bu yüzden dadandı. Bu akşam da asalaklarımdan en dayanıklısı oturmaya gelecek, aylardır ısrar ediyor artık bu akşama emri vaki yaptı. Nuri onlardan, onlar da Nuri'den nefret eder bu yüzden ne zaman gelseler Nuri'yi de çağırırım. Bu akşam o da olacak yanımda ama başka bir durum daha var; Nuri'yle iddiaya girdik. Asalaklar, kalacak yer, para ve yılbaşında bizi besle isteklerinden birinde bulunurlarsa Nuri bana 500 TL, eğer ki hiçbir şey istemeden oturup giderlerse ben Nuri'ye 500 TL vericem. Nuri, şimdiden kaybetti ama farkında değil. Sonucu size yazarım.

25 Mart 2018 Pazar

Escortla Aldatırsa İhanet Sayılmaz

 Tüm Cumartesimi Nuri'nin kursta bulduğu sevgilisini takip ederek geçirdik. Geldi bana iki gözü iki çeşme; Marin, bu adam beni aldatıyor galiba dedi. E nasıl anladın? Bazen telefonunu kapatıyor, uzunca mesajlaşmıyoruz, ailemleyim diyor ama inanmıyorum. Sevgilisi gizli gey. Zaten iki tür erkeğe dikkat etmeniz gerek: 1-Gizli gey, 2- Gizli yobaz. Bunların ikisi de normal görünür, modern, hetero ve anlayışlı, çoğunlukla da yakışıklı ama içlerinde gizledikleri büyük sırları vardır. Aslında şu köle ruhlu fetişistler de bu gruba girer ama bunlar kadar tehlikeli değldirler ve kendilerini kolayca ele verirler; bunlarsa kolay kolay ele vermez. Nuri, sevgilisinin bir kadın sevgilisi olduğuna emin, anlattıklarından sonra ben de bundan emin oldum aslında. Nuri ile de işte sakladığı, bastırılmış hislerini tatmin ediyor. Terk etmem için emin olmam gerek dedi, tamam dedim düştük peşine.
Hayatımda ilk kez birini takip ettim diyeceğim yalan olacak, on yedi yaşımdayken aşık olduğum çocuğu da böyle takip ederdim, nasılsa beni hiç fark etmezdi, Bu da bizi etmedi. Baya belli bir mesafeden takip ettik adamı, bir kere bile hissedip arkasını dönmedi.

Şişli tarafında bir otel lobisine gitti, bilirsiniz otellerin çoğunun altı kafedir. Herhalde dedik kadınla orada buluşacak, biz de mal gibi dışarıdan içeriye bakıyoruz ama ben bildiğiniz dondum. Başlarım senin sevgiline de onun sevgilisine de dedim ve içeri daldık. Buna görünmeden bir masaya oturduk, adam telefonuna bakıyor, arada bir şeyler yazıyor. Nuriciğim de buna whtsup dan yazıyor ama pislik bakıyor, cevap vermiyor. Nuri, iyice kızdı bir ara masasına gidip dalacaktı, ben engel oldum. Kiminle buluşacak bana da dert oldu çünkü o kadar soğuk yedim dışarıda bu yüzden. Bir de ince mont ve kazak giydim nasılsa bahar geldi diye meğerse gelen giden yokmuş. Neyse bir yarım saat daha geçti, adamın yanına ben escortum ahaliiiii diye bağıran bir kadın geldi. Orada tanıştıkları belli. Tokalaştılar, kadın bunun karşısına oturdu, bir müddet konuştular, sonra otele girdiler. Biz de peşlerinde tabii.

Adam oda tuttu ve beraber yukarı çıktılar. Asansöre giremedik ama kaça çıktıklarına baktık altıncı kattı. Hemen yandaki asansörle biz de altıya çıktık. Nuri, adamı yolacak ben de keyifle izleyeceğim. Ancak katta bildiğiniz yirmi oda vardı ve ne kadar hızlılarsa bunlar odaya girmişlerdi bile. Bütün odalara tek tek bakalım dedi Nuri, ancak güvenlik gelir, sorun çıkar falan diye vazgeçtik, nasılsa girdikleri yerden çıkacaklardı. İndik aşağıya lobide beklemeye başladık. Bu bekleyiş sırsında gözleri öfkeden dönmüş Nuri, birden yumuşamaya bir puf kek kıvamına gelmeye başladı.

-Marinciğim bence gidelim, boşver.
-Rezil olmayalım mı diyorsun?
-Yok olmaya olurum da, bildiğimi bilmesin.
-İntikam alacaksın anladım.
-Hayır yahu sen de iyi ki akrepsin aklın fikrin intikamda.
-E ne yapacaksın Nuri?
-Hiçbir şey.
-Hiçbir şey mi?
-Evet.
-Ayrılmayacak mısın?
-Hayır, henüz buna hazır değilim. Hem ayrılmayı gerektirecek bir durum da yok.
-Nasıl yok? Adam seni aldattı.
-Bir escortla, bu aldatma sayılmaz.
-Nuri manyak mısın?
-Aşığım, o da bana aşık. Kadınla duygusal bağı yok ki, sadece becerip gönderecek bu yüzden hayatımın erkeğini kaybedemem.
-İyi de bu adam kadınlarla oluyorsa demek ki gey değil.
-O işler öyle değil, geydir de arada kadın da ister canı, sen anlamazsın. Hadi gidelim görmesin bizi.
-İstediğinin bu olduğuna emin misin?
-Sen ilişkin bitmesin diye neleri sineye çektin Marin, alt tarafı bir escort s..ti diye sevgilimi bırakmam.
-Peki tatlım, nasıl istersen.

O soğuğu yediğime mi yanayım, adamın yaptığı yanına kadı ve hala Nuri'ye sahip buna mı bilemiyorum. Kös kös eve döndük, pazarı yani bugünü hasta geçiriyorum. Limonlu sıcak su ve asprinim eşliğinde de size yazılarımı yazıyorum iyi pazarlar.

14 Şubat 2018 Çarşamba

Hani Sen Hamileydin?

 Cumartesi gecesi birkaç arkadaş ve elbette Nuri,  bara gittik. Evin yakınında bir yer, severim ortamını da, sahibini de... İçkimi aldım, müzik, sohbet derken sağ yanımda bir adam bitti.

-E hani sen hamileydin?
Haydaaaa. Yalanımın hiç bu kadar çabuk patladığı olmamıştı. O öyle deyince yanımızdakiler de dönüp adama baktı, neyse ki Sarper'in arkadaşları yoktu. Durum çok tuhaf göründüğünden, döndüm ve sertçe:
-Sana ne ya, işine baksana sen! dedim.
-Hamile kadın içki mi içer yalan dedin bana! dedi o da. Adam bildiğin bana hesap soruyor.
-Kardeşim sana ne, yürü git, konuşma benimle bak polis çağırırım.
-Çağırırsan çağır, halka açık bir mekan burası istediğim yerde dururum.

Nuri, dayanamadı, olayı da tam bilmiyor ama elbette anladı, ayağa kalktı.
-Rahatsız ediyorsun kadını, uzatma uza!
Adam da Nuri'ye baktı, ne dese bir düşündü bana baktı, döndü gitti. Bardan çıkmadı, barın bir köşesinde beni izlemeye başladı.

-Bu kim Allah aşkına Marin?
-Ziya.
-Ziya kim?
-Talibim, benimle evlenmek istiyormuş.
-Hamilelik muhabbeti ne?
-Beni rahat bıraksın diye hamileyim yakında evleniyorum dedim.
-Ha bu da geldi seni barda görünce hani hamileydin diye hesap sordu.
-Aynen öyle.
-Sende mal çekici bir özellik var artık doğuştan mıdır sonradan mı edindin bilmiyorum, gitmedi de oradan bakmaya devam ediyor mal.
-Aman boşver, umudu olmadığını anlayınca gider.

Geceye devamn ettik, ben biraz daha içtim. Sonra çişim geldi. Bana kalsa tuvalete giderken de Nuri'den ayrılmam ama gireceğimiz kabin türleri farklı. Kalktım hafif yalpalayarak tuvalete doğru seyirttim. Biri kolumdan yakaladı, döndüm ki bu adam yine.

-Bak hata ediyorsun, gel konuşalım.
-Bıraksana kolumu ne konuşacağım ben seninle?
-Biz birbirimize aitiz.
-Ya yürü git deniz görmüş kro, neyine ait olucam senin, önce tipine bak da öyle bana niyetlen.

İttim, yalpaladı bana doğru tekrar hamle yaptı ki sağdan bir kroşe çakıldı suratına. Ben de etraftakiler de şaşkınca baktık. Yumruk Cihan'a aitti, son günlerde adam süper kahraman gibi karşıma çıkıyor. Ziya, yumruğun etkisiyle yere çömeldi ama hemen kalktı, aksini beklesem de karşı koymadı, cevap bile vermedi.

-Defol git, gebertirim seni! dedi Cihan, koluma girerken. Ziya, ikimize de baktı ve bir şey söylemeden, çenesini ovalayarak bardan çıktı. Adamın kim olduğunu vs anlattım tabii Cihan'a. Benden sonra bu krolarla mı takılıyor demesin bana. Daha sonra o da dört aylık oğlunun fotoğrafını gösterdi bana, ne güzel değil mi? Sevişmedik yine...


10 Ocak 2018 Çarşamba

Adam Adamı Buluyor Kadın Adamı Bulamıyor (Yeni Yılın İlk Yazısı Güzel Bir Yıl Olsun)

 " Günaydın. Çoktandır yazmıyorsunuz madam. Cübbeliler sizide mi imana getirdi yoksa :)"
mail gelmiş bir okurumdan. Mümkün mü beni birilerinin imana, yola ya da onun gibi dizginleyeceği bir şeye getirmesi? elbette değil. Yoğundum, yeni yıla yoğun ve çişli girdim. Evet saat 24 de ben çiş yapıyordum bildiğiniz yeni yıla klozetin tepesinde girdim, artık koca bir yıl nasıl geçecek bilmiyorum.  Evim misafir doluydu, bir de küçük çocuk vardı. Ben dellenip bunları dışarı atmayayım diye çocuğu epeyce tembihlemişler kafasını tabletinden kaldırmadı neyse. Stavros Noel için Yunanistan'a gitmişti zaten, Minel, aptal nişanlısının geri zekalı ailesiyle kutlama yapmıyoruz ki biz mesajı vermek amacıyla geçirdi akşamı, sonra da on buçuk gibi eve geldi. Taha mıyı tuha mı kapıdan hayırlı akşamlar dedi ben de kafamda kırmızı parlak yılbaşı şapkasıyla iyi seneleeeeer dedim, zaten uyuzdu iyice uyuz oldu bana. Nuri de içerden pis pis sırıtıyor, sevgili yaptı bu arada o, kurstan buldu hem de. Size diyim sevgili okurlarım, kursa git birini bul mantığı kesinlikle doğru, bakın Nuri'ye ikinci hafta buldu adamı. Adam adamı buluyor da kadın adamı bulamıyor oturun buna yanın. Ben onca zamandır kursa giderim birini bulamadım, gerçi çok talep oldu da yamuk yumuk abuk sabuk tipler. Bizimki baya yakışıklı bir tip buldu, bir de romantikler görmeyin. Kek yapmış geçenlerde Nuri'ye, bana kek yaptı diye instagram da paylaşmış Nuri de. Bir heves, bir havalarda uçmadır görmeyin, bende bunun yarısı değil çeyreği yok, hislerim mi uyuştu nedir.

Yeni yıla iş teklifleriyle girdim ama en ısrarlısı, şu senin sevgilin jigolo işte diye atarlandığım teyzeden geldi. Kadın ısrarla beni işe almaya çalışıyor. Nedenini de çok geçmeden anladım, görüntü yönetmeni sevgilisi yeni bir diziye başlamış, senaryo grubunda sıkıntı varmış, yönetmen beni aradı görüşelim dedi. Yönetmenle bu benim ex buddy eküri gibidir, birbirlerinden ayrılmazlar, kadın da beni tekrar görme tehlikesini sezdiğinden beni işe almak için uğraşıp duruyor. Aslında diziye girmek gibi bir niyetim yok, hem para tatminkar değil hem de ben grupla anlaşamam. Sevdiğim tek grup şekli vardır onu da biliyorsunuz zaten. Ben de kadına baya yüksek bir fiyat çektim, yoksa başka bir işe başlamayı düşünüyorum dedim. Bu başladı profesyonel olalım, özel hayat özelde kalır, ben takılmam modernim ayaklarına... Ben de takılmam, bütün gün bana laf sokacak, hatta ofisteki kadın yandaşlarına durumu anlatıp beni dışlatacak ama bir yanımda fena halde savaşçı bir mazoşist olduğundan severim böyle gerginlikleri, dediğim gibi bu ücretten kuruş inmem dedim.

Nuri de olayı biliyor, sen manyak mısın kadın saçını başını yolacak nasıl seviştin sevgilimle diye, deyip duruyor. Sanki benim elim armut toplayacak yolsun da göreyim.  Bu konuşma ayın ikisinde gerçekleşti, dün teyzem aradı "Marin Hanım, şartlarınızı kabul ediyoruz." Ben de tamam dedim, işin aslı, salak ve en fazla iki ay sürecek dandik diziyi yazmaya uğraşacağıma ve jigolo olduğundan şüphem olmayan o gereksizle karşılaşacağıma, sıcak ve konforlu ofiste çalışmak daha işime geldi. Hem şartlarım da ben her gün işe gelmem, haftanın belli günleri gelirim, sabahın köründe gelemem, evden alınıp bırakılmak ve dediğim gibi yüksek ücret vardı. Kadın, sevgilisini kaybetmekten o kadar korkuyor ki deli gibi hepsini kabul etti. Oral bile yapmayan bir adam için bence değmez ama varsın beni hala bir tehdit olarak algılasın umurumda değil. Ne mi yapacağım? Bir dergi bu hem de web siteleri var orada editör olacağım ama kendi sayfam yok, yani yazılanları düzelteceğim. Ben edebiyat okudum da hadi söyleyeyim siz yabancı değilsiniz. Pazartesi başlıyorum, şimdi bazı evrakları hazırlamakla uğraşıyorum ama en önemlisi savaşa hazırlanıyorum. Güzel, alımlı ve güçlü durmalıyım. Halbuki bilse benim okuduğum kitabı bir daha asla okumayacağımı bu kadar zahmete girmezdi, neyse bir işe yarasın bari yatakta pek yaramıyordu jogolo sevgilisi.

18 Aralık 2017 Pazartesi

Kurs Öğretmeni Kadın Olmasın

 Nuri ile tam beş kursa kayıt olduk. Evet beş! Neden beş? çünkü bir kaçından ben sıkılıcam, o da illa ki sıkılacak ya da beceremeyecek, gerçi o benim kadar maymun iştahlı değil, başladı mı bitirmeye uğraşır ama ben bırakınca o da gitmiyor. Dolayısıyla kurs sayısını bol tuttuk ki sıkılınca bırakalım elimizde iki tane kalsın en azından diye. Biri Fransızca idi. Ne heveslerle gittim ilk derse bilemezsiniz malum Fransızca şiir gibi bir dil, ben de öyle konuşacak, sevdiğim Fransızca şarkıların ne anlattığını anlayacaktım. Derse girdik, daha tanışma dersinde bir öğretmen girdi içeri aman o ne! Lise yıllarından fırlamış bir kadın öğretmen! Hani 90 larda suratsız, ciddi, sıkıcı kadın öğretmenler olurdu ya aynısı. Ben zaten bir şeyde kadın varsa orada durmam, lütfen cinsiyetçi demeyin bu başka bir durum. Yazılarımda ve çoğu konuda kadınların yanındayım ama mesela kurs hocası kadınsa o kursa gitmem, doktor kadınsa o doktora gitmem, kuaför, kadınsa asla! Bazı satıcılar, danışmanlar, ne bileyim önemli işlerdekiler bankada yatırım işlerimle ilgilenen kişi kadın olamaz örneğin. Kadınları hormonları yönetir, ben o gün o kadının hormonu ne durumda bilemem ki, ayrıca kocasıyla mı tartıştı, kötü bir seks mi yaşadı ne bileyim de güveneyim değil mi? güvenemem, yani gitmem. Bu Fransızca öğretmenini de görünce, ağzını açıyor kelimeler iki dakika sonra çıkıyor o derece de bayık, hadi bana eyvallah dedim o sayfayı orada kapattım.

Tamamen Nuri'nin ısrarı sonucu seramik kursuna başladık. Benim resim ve uzantılı hçbir el becerisine yeteneğim yoktur. Nuri, bu konuda iyidir o istedi diye geldik. Öğretmen erkek hem de sevimli biri, sıkıntı yok ama bende zerre yetenek yok. Koyuyorlar önüme çamuru neye niyetlensem sonuçta elimde şekli bozuk bir pipi kalıyor. Ne yapmaya çalışsam çıkan şekil hep aynı. Adam sonunda dayanamadı neden geldiğimi sordu. Belki yeteneğim vardır diye denemek istedim hocam dedim, Nuri de arkada gülüyor. O ne sürahiler, vazolar yaptı, bende hep aynı; irili ufaklı, yamuk yumuk pipiler. Adam da gelip ne yaptınız, nasıl gidiyor demeye, ders sonunda sınıfa göstermeye utanır oldu artık. Kısaca bu kurs da iptal.

Takı tasarımı kursu, buna da yeteneğim olmadığı aşikar ama Nuri sayesinde başladık. Hocası kadın hem de gıg desen dövecek cinsten. Disiplinden düzenden bahsetti yarım saat, bir de öğlen yemeklerinde herkes evden getirecekmiş de hep beraber yiyecekmişiz. Yok ya ben neden oradakileri besliyorum? İstediğimi istediğimle yerim, sen kimsin de karışıyorsun? Neden kadın öğretmen istemediğimi anladınız mı? Bir çanta çıkarttı, sağda boncuklar, solda misinalar, bilmemneler. Daha onlara bakarken bana fenalık geldi. Ayrıca ben hiç düzenli değilimdir ve evde üç tane kedim var. O kutuyu kazara açık unutsam ne boncuk kalır ortada ne ip. Bu iş de bana göre değil dedim, o öğretmene zaten bir saat bile katlanmam mümkün değildi, kesin tartışırdık biz.

Makyaj kursu, neymiş Nuri'ciğimden ünlü bir makyör olurmuş, yahu olur da benden olmaz. Vıcık vıcık kadın kaynayan bir kurs. Öğretmen kadın, öğrenciler Nuri hariç bir de genç sessiz tuhaf bir çocuk vardı, tamamı kadın. Bu hem cilt bakımı hem makyaj kursu bu arada, ilk günden derse başladı, beş sayfa yazı yazdırdı. Arkalarda artık abazanlık başına vurmuş, erkek kılıklı bir kadın vardı. Alakalı alakasız yerlerde kocam benimle yatmıyor, yastık gibi yanımda duruyor, bu kursa gelmeme çok bozuldu, sevgili mi yapacaksın dedi, şüphe çekiyorum deyip duruyor. Kadının aklındaki diline yapışmış artık. Hayır tip olsa, önereceğim birkaç arkadaşıma da, koca da ondan yastık numarası yapıyordur, ne yapsın seni? Öğlen oldu bir bayan daha katıldı bize bu azgın kadınla yemeğe çıktık. Bunun pastanesi mi ne varmış. Yemekte de mevzu aynı, hayatımda seks yok, kocam pat diyor uyuyor. Bana sordu sonra, "bende de pek hareket yok, haftada anca üç dört kere." dedim ki gerçekten şu sıra isteksizim. Bunun gözleri bir açıldı "wooooooowwww o kadar seks mi yapıyorsun cidden?" Nuri de atılmaz mı "bu onun inzivaya çekilmiş hali" diye. kadın bana bir tilt oldu, ters ters bakmalar, kendince laf sokmalar. "Biz evliyken sevişemiyoruz, bekarlar bol bol yapıyor, yok mu hoca soralım caiz mi?"diye. Bunu beceren olsa evli bekar bakmadan tepesinde zıplayacak ama. Kurs kötü, öğrenciler seviyesiz, Nuri de beğenmedi, kısaca orayı da bıraktık.

Almanca Kursu: Öğretmeni erkek ve çok şeker diye başladım. Bir ay geçti, Nuri ye yer tuttum diye kadının biri ile sağlam kavga ettim. Nuri geldi o da kavgaya dahil oldu. Biz böyle bağrış çığrış olunca, kısa sürede göze battık tabii. Kavga ettiğimiz kadın daha o gün bıraktı kursu, biz de bir hafta sonra. Kavga bahane aslında Almanca zor geldi.

Beden dili kursumuz Şubatta başlayacak o yüzden şimdilik bir şey yazamıyor, umarım hocası erkektir diyerek yazımı bitiriyorum.

21 Kasım 2017 Salı

Önemli Olan Girmek Değil Zevkli Bitirmek

 Doğum günümü üç gün geçe neler olduğunu yazabilirim. Öyle çılgın bir parti olmadı ki zaten sevmem. Sevdiğim insanlar yanımdaydı. Haz etmediğim kimseyi çağırmadım, beklediler, aradılar, kendilerini davet ettirmek için ne lazımsa yaptılar ama hayır! bütün yıl sahteliklerini ve hinliklerini çekiyorum, doğum günümde izin kullanmak istedim.

Kendime kırmızı, güzel bir spor ayakkabı aldım; koşu dönemim başladı. Nuri ile kurs dönemimiz de başladı, vucut dili kursuna yazıldık. vucut ve dil söz konusu olunca ilgimi çeker diye düşündüm. Sarper ve kardeşi Cem doğum günüme geldi. Cem, bana manalı bakışlar attı durdu ama hem testis kanseri oluşu hem de benim bu tür kaltaklıklara doymuş olmam nedeniyle hiç keyif almadım varlığından ama getirdiği hediyeyi beğendim. Sarper, peşinde dolanan artıkçıları karı kocayı da çağırmak istedi, ben kesin dille reddedince biraz gerildik. Onlar yüzünden sağlam kavga edicez ya da ayrılıcaz, durum onu gösteriyor. Minel, gereksiz nişanlısı Taha'yı getirdi. Taha bana çeyrek altın taktı, kendimi sünnet çocuğu gibi hissettim. Bu kızı, bu adamdan kesinlikle kurtarmam gerek. Annem de babam da doğum günüme gelmedi, aradılar, hediye olarak da süslü özel yapım bir boy aynası yolladılar. Amcam, halam, Yunanistan'dan akrabalar aradılar. Kendimi özel hissettiğim, iyi ki sevdiklerim yanımda dediğim, huzurlu bir doğum günü oldu. Stavros, güzel sesiyle tüm gün bize şarkılar söyledi. Taha gereksizi karadenizden havalar çalsana gibi saçma sapan bir cümle kurdu ama kimse oralı olmadı.

Teyzem ve teyzemin kızı da uğradı. Beni çok kıskanıp her fırsatta laf sokmaya çalışan kompleksli olanı değil de öteki. Gerçi teyzem de yılanın tekidir ama bu kez pek bir sevgi dolu davrandı. Yalnız kaldı, yaşlılık kafasına vurdu ya da başka bir taktik yapıyor bilmiyorum. Kargo ile bir adet gizemli hediye geldi, şansıma da Sarper'in uğradığı kısa zaman zarfı içinde oldu bu durum. Paketi açsan dert, açmasan daha büyük dert. Merak ettim açtım; al sana asıl dert. Karakalem çizilmiş bir resmim ve not: unutmadım... gönderen arkadaş, adını yazmayı unutmuşsun  ama. Nen ne bileyim kimsin, hangisisin? Oturup kimin resme yeteneği vardı onu mu düşüneyim başka işim yok gibi. Neyse o krizi de Nuri'nin olayı şakaya vurma çabalarıyla atlattık. Bana gelmiştir bu bana daha çok benziyor falan dedi, Sarper'in bozuk suratında zoraki gülümseme belirdi. Bir ara Cem'den şüphelendim ama ne bileyim resim çiziyor mu? Ayrıca onunla unutamayacağı bir şey yaşamadık. Unutamayan kimse ben çoktan unutmuşum belli ki. Bir yaşa daha böyle girdim işte. Önemli olan girmek değil, zevkli bitirmek zaten.

Not: Bir okurum doğum günü seksini yazarsın belki demişti. Yapmadım ki yazayım ama seksten çok daha keyifli anlar yaşadım, sıkıntı etme ;)

1 Ağustos 2017 Salı

Yorganımın Altına Bakma



 -Adamın kardeşi ne kanseri diye sormadın mı Marin?
-Yoo sormadım.
-Eh yani pes nasıl bir insansın sen ya.
-Niye ki.
-Bu kadar da rahat olunmaz ki sevgilisi olacaksın bir de.
-Ne kanseri olduğunu bilsem ne olacak ben mi tedavi edeceğim?
-Hayır da ilgileniyor gibi görünseydin en azından.
-Beni bilirsin kötü şeylerden bahsetmeyi sevmem, yokmuş gibi davranırım ki unutayım.
-Evet, kendi hayatında da bunu yapıyorsun hep. Bir sorunun olduğunda yokmuş gibi davranıp yorganın altına itiyorsun, sonra da gece orada birikenler ruhunu kemiriyor.
Filozof Nuri, yine yaptı müthiş tespitini.
-Haklısın ama ben böyleyim.
-Geçmiş olsuna da mı gitmeyeceksin?
-Hayır.
-Cenazeye?
-Yuh Nuri öldürdün hemen çocuğu, belki iyileşir.
-Hadi tut ki iyileşmedi öldü. Cenazeye de mi gitmeyeceksin?
-Bilmiyorum.
-Teselli etmen gerek.
-Ben kimseyi teselli edemem beni biliyorsun konuşamam bile.
-Biliyorum da kaçarak da sevgilini kaybedeceksin sen de bunu biliyorsun değil mi?
-Biliyorum.
Bu şekilde kaybettiğim sevgililerim de oldu cidden. Birinin babası öldü, ne onunla cenazeye gittim ne de döndüğünde iki kelam laf edebildim. Hiçbir şey olmamış gibi davrandım o da olmadı tabii. Karşımdaki bir teselli sözü bekliyor, ben ne diyeceğimi bilmiuyorum. Hele ki ailesini arayıp baş sağlığı dilememi beklemesi tam bir yıkımdı benim için, zarla zorla ablasını arayıp, sahte bir ağlamsak ses tonuyla ben çok üzgünümmm diyebildim. Başka bir sevgilimin de yeğeni öldü. Baş sağlığına gidip seviştim, yine pek bir şey diyemedim anca o zaten melekti melek oldu dedim. Bence güzel bir baş sağlığı ve teselli cümlesiydi. Ne bekliyorlar ki benden, her acı sahibine aittir ve yaşaması gereken o dur. Ben ne dersem diyeyim zaten hiçbir şey değişmeyecek. Sahte gösteriler yapmaya ne gerek var. Umurumda olmadığından da değil, gerçekten üzülüyorum ama elimden de dilimden de bir şey gelmiyor. Şimdi Sarper'in kardeşinin durumu da böyle, karşımda üzgün ve endişeli bir adamla ben kaldığım yerden devam etmeye çalışıyorum ama o her gün parçalanıyor. Ben kendi sevdiklerimi kaybettiğimde bile onlar hakkında konuşmayı keser, genelde hiç böyle bir şey olmamış gibi davranırım. Hatırlatılsın, konuşulsun istemem, başkasının karşısına geçip, üzülme düzelecek de diyemem, gittiği yerde mutlu da demem çünkü bilmiyorum doğru mu ve yalan söylemek de istemiyorum. En iyi yaptığım şeyi yapıp yorganımın altına saklıyorum unutmak istediğim ne varsa sen de yorganımın altına bakma.

26 Haziran 2017 Pazartesi

Hain Bir Plan

 Koşa koşa Nuri'ye gittim, durumu anlattım.
-Tamam sen adamı çağır ben döverim. Dedi.
Nuri'ye adam dövdürtmüşlüğüm de çoktur. İçi yumuşak ama dışı serttir benim tam tersim yani.
-Yok dövme başka bir planım var benim.
-Neymiş o?
-Ben bunu çağıracağım bir konuşacağım belki ikna ederiz yok ben ille de öteceğim derse o zaman devreye sen gireceksin tamam mı?
Sonra da planımı anlattım, evde Stavros'u da yedekte tuttum. Başka bir odada ona vereceğim işareti beklemeye başladı. Bu mal tam zamanında geldi. Oturdu salona, evin çok güzel de bilmem ne klasik giriş cümlelerinden ve ben buna kahve ikram ettikten sonra başladı yavşamaya.
-Sahi biz seninle neden ayrıldık yaaa?
-Birlikte olmadık ki ayrılalım Tayfun.
-Olmalıymışız yazık olmuş ama sonuçta bir geçmişimiz var.
-Ben artık Sarper'le birlikteyim biliyorsun.
Ağzını yamultarak sırıttı.
-Çok sürmez o.
O ağzı ben yamultacağım birazdan haberi yok.
-Nedenmiş o?
-Bence siz birbirinize uygun değilsiniz.
-Bu senin fikrin. Seni buraya çağırdım çünkü ağzını kapalı tutmanı rica ediyorum yani beni tanıdığını Sarper'e anlatma.
Yine aynı pis gülüş.
-Neden anlatmayayım canım hangi çağda yaşıyoruz.
-Anlatmanın sana ne faydası olacak?
-Sana ne zararı oalcak?
-İlişkimize zarar verecek doğal olarak bana da.
-O zaman biz kaldığımız yerden devam ederiz.
Bu malı ikna etmeye çalışmak anlamsız, anlatacak anlaşıldı. O zaman planı uygulama zamanı. İçeriye sesleniyorum; Nuri!!
Nuri, üzerinde oldukça dikkat çeken bir giysi ve makyajıyla içeri giriyor.
-Efendim hayatım beni mi çağırdın.
-Bak seni arkadaşımla tanıştırayım, Tayfun.
Tayfun şok olmuş halde Nuri'ye bakıyor. Nuri, pat diye Tayfun'un yanına oturuyor.
-Ay ne tatlı arkadaşın varmış Marin, diyor.
Stavros, Nuri'ye seslendiğimde yerini aldı.
Nuri, Tayfun'a sarılır gibi yaparken, Stavros içeri dalıp bunların fotoğraflarını çekiyor. Tayfın malı iyice panikte. İki erkeğin arasında kalmış durumda. Diklenemiyor, sadece noluyor ya, çekil gibi şeyler söylüyor. Panikle ayağa kalkıyor.
-Noluyor ya burada?
Stavros fotoğrafları çekti, hatta hemen mailine atıyor.
-Sen kimsin kardeşim? Ver o telefonu bana. diye Stavros'un üzerine yürüyor Tayfun.
-Gel de al, yiyorsa. Diyor Stavros ve cebinden çakı çıkarıyor, çakı da baya bir büyük. Tayfun iyice panikleyip bir adım geri gidiyor, bana bakıyor.
-Eğer konuşursan bu fotoğrafları çalıştığın bankadaki herkese yollarım. Hatta afiş yaptırır kapısına asarım, emin ol yaparım! diyorum.
-Tamam be tamam bir şey söylemem silin o fotoğrafları. Polise giderim yoksa.
Benim üzerine yürüyor ama Nuri, kolundan yakaladığı gidi geri püskürtüyor, Tayfun'u.
-Hadi koçum ikile, katil etme beni burada, hadiii.
Tayfun, korkmuş gözlerle üçümüzü de süzüyor.
-Sen sorun çıkartmazsan ben de çıkartmam Tayfun. Diyorum.
Kızacak kızamıyor, küfür edecek edemiyor. Homurdana homurdana çıkıyor dairemden. Güvendeyim bu fotoğraflar bende oldukça.

26 Mayıs 2017 Cuma

Lanet Mi Benim Mal Severliğim Mi?

 Nuri'ciğimle oturmuş kahve içip dedikodunun dibine vuruyorken kapı çaldı. Nuri de kalktı kapıyı açtı. Bir bayan sesi, hafif de ağlamaklı. "Çok özledim, görebilir miyim?" diyor. İçimden bir ses eyvah dedi bu kim? Hangisinin karısı, eski sevgilisi ki kapıma dayandı da ağlıyor. Cihan'la görüşmüyorum karısı olamaz. Eskilerden kimseyle tüm ısrarlara rağmen görüşmüyorum, yani onların da karıları olamaz. Sarper'in sevgilisi var da benim mi haberim yok, olabilir mi? Yoksa Kim Ki Duk'un bir şeyi mi bu gelen? Adamın adını bile bilmiyorum, sevgilisine ya da karısına mı hesap vereceğim derken Nuri beni çağırdı.
-Marin bir baksana, ev sahibine sormam gerek. dedi kapıdakine.
Kapıya çekinerek yaklaştım, baktım gençten bir kız.
-Afedersiniz biz eskiden burada oturuyorduk da çok özledim evi gezebilir miyim?
Ohhh dedim içimden.
-Tabii girin buyurun.
Kız girdi, salona geçmesiyle ağlamaya başladı ama nasıl hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Nuri ile kızı baya bir teselliye çalıştık. Benim eskiden yaşadığım, daha doğrusu büyüdüğüm ev de şimdi Taksim'deki otellerden biri oldu. Ben de gidip lobideki adama bu kızın bana yaptığı gibi durumu anlatmıştım. O da odalardan birini gösterelim madem demişti. Ne anlasın o adam benim hislerimi, orada görevli alt tarafı.
Odaya çıktım zaten bina tamamen değişmiş, hem biz en üst kattaydık bunlar beni birinci kattaki bir odaya çıkarttı. Manzara haricinde hiçbir şey aynı değildi.
-Çok güzel olmuş ev, elinize sağlık. Çok değişmiş. dedi kız bir yandan da gözlerini siliyor. Nuri, kıza da kahve yaptı, oturduk içtik. Babasının durumu kötüleşmiş de ondan evi satmışlar, uzaklara taşınmışlar falan. Ben evi arada onlardan alan başkasında almıştım yani içim rahat kimsenin ahını almadım ama bir ara gelip sizinle yaşayalım diyecek diye ödüm koptu. Bu evde beş kişi yaşıyorlarmış. Ben de biraz sıksam beşe tamamlayacağım zaten.
-Ben yalnız yaşıyorum. Dedim ama nerede yalnız kalamıyorum ki.
Kız biraz daha oturdu gitti.
Bizim duygusallık ve felsefe uzmanı Nuri başladı söylenmeye.
-Ay sinirlerim bozuldu sat sen bu evi bence, bu evin üzerinde göz yaşı var.
-Saçmalama Nuri, ne ilgisi var?
-Gözü kalmış bunların burada sat sen bu evi.
-Olmaz ben evimi seviyorum, hem direk bunlardan almadım ki.
-Ters gider işlerin hayatın bak ben sana söyliyim.
-Ah ondan mı bütün mallar beni buluyor acaba ne dersin?
-Yok o senin mal severliğinden kaynaklanıyor.
-Aradan üç yıl geçmiş ben bu evi alalı. Satamam kimse kusura bakmasın.
-Bu kız özledikçe gelecek artık.
-Ne yapalım gelsin.
-Evi sirkeli suyla kutsayalım da kötü enerji dağılsın.
Eline aldı elma sirkesini eve serpiştirdi, benim alnıma ve boynuma da sürdü. Nuri, bunları yaparken ben de düşündüm acaba hiçbir ilişkimin yürümemesi, bir ailenin evini istemeden alıp onları üzmemden mi kaynaklanıyor? İyi de ne bileyim ben önceki ev sahipleri neden çıkmış neler yaşamış. Aman öyleyse de öyle o zaman benim eski evim olup da şimdi otel olan binada kalan müşteriler düşünsünler.




28 Nisan 2017 Cuma

Çaptan Dusmus Bir Escort Baska Nasil Teselli Edilirdi Ki?

 Gecen aksam Nuri ile bir davete icabet ettik. Daveti veren uluslar arasi escortluk yaptigini bildigimiz bir hatun. Bence bunu herkes biliyor da bilmezden geliyor. Bu kadin bazi sosyal medya hesaplarimda ekli ayip olmasin diye kabul etmistim. Her gece bir barda eglenir, surekli yurt disi gezilerine cikar. Guya sigortaci ama bir kisiyi sigortaladigi duyulmamistir. Hani sigortacilikta bu kadar paravarsa biz de sigortaci olalim. Acmis kucuk dandik bir sigorta sirketi ugramiyor bile. Davetin sebebini aciklamak icin cikti masanin uzerine kicinin tepesinde giymis cirpi bacaklari cikmis ortaya, yapay sari saclarini savura savura basladi konusmaya.

-Bu gece burada bir ilke tanik olacaksiniz sevgili dostlarim.
Nuri kulagima egildi.
-Canli seks mi yapacak yoksa kiz?
-Yok artik sacmalama Nuri.
-Ay niye meslegi degil mi bir level yukari tasiyor belki.
-Sigortaci bu kiz.
-Ya tabi popomun sigortacisi kac musterisi kaldi acaba.
Biz giybete dalmisken esintili isimli kizimiz durumu acikliyor.
-Yillardir basari ile calistigim sigorta sirketimi kapatiyorum. Yani bu parti is acma degil is kapatma partisi.

Bir de abartili sekilde guluyor matah bir aciklama yapmis gibi. Kalabaliktan da sesler yukseliyor aa falan diye aramizdan biri bile o sirkete gitmemistir birakin sigorta yaptirmayi Hatta ben ortada bir sigorta sirketi oldugunu da sanmiyorum.

-Ay aciklamasina sokayim partinin sebebine bak yillardir sigortacilik yapiyor da sanki.
-Ben de evlenecegini aciklayacak sandim.
-Sacmalama Marin bununla kim evlensin?
-Ne bileyim cikar biri.
-Eskisi gibi is yapamiyor da artik.
-Fark ettim hic yurt disi fotografi koyamiyor artik. Anca cevre iller ve Istanbuldan semtler.
-Zengin musterileri gitti amelelere kaldi.
-Sen de escort piyasasini iyi takip ediyorsun Nuri.
-Ben bunu bedavaya bile duduklemem.
-Sen gaysin zaten.
-Olmasam da duduklemezdim. Tipe bak ne kalca ne gogus ne bir albeni.
-Oyle deme kiz full cilve.
-Cilvesi de para etmiyor artik bir de ben en guzelim havalarinda hala eskidi bu eskidi.
 Donup kiza baktim, egleniyor-mus gibi yapiyordu ama sanki gozlerinde bir telas vardi. Zamana yenilmenin, kaybetmenin, bundan sonra ne yapacagim endisesinin golgesi cokmustu gozlerine. Guluyor, dans ediyor, mutlu gorunuyordu ama icinin oyle olmadigini hemen anladim. Yanina yaklastim.

-Hayirli olsun Esinticim dedim.
-Ay Marin ne kadar guzel gorunuyorsun, sagol tatlim.
-Her kapanan sirket yenilerinin mujdecisidir.
-Oyle mi diyorsun?
-Kesinlikle.
-Yaslaniyoruz be Main.
Dedi arkami donmusken durup ona dondum. Sesi de ifadesi de huzunluydu.
-Olsun iyi yasadik.
Basini sallayip gulumsedi,
Çaptan dusmus bir escort baska nasil teselli edilirdi ki? Nuri nin yanina donup eglenmeye devam ettim...



17 Nisan 2017 Pazartesi

Bu Aşka "Hayır" Dedim Hayırlısı Olsun!

 Dün Nuri'yle oy vermeye gittik. Malum aynı apartmanda oturduğumuz için aynı okulda, hatta aynı sandıkta oy kullandık. Minel, Manisa'ya gidip oy vermeye üşendi, nişanlısı olan Karadeniz gericisiyle gitti, o, oy kullanırken bu da onu destekledi. Stavros, Türk vatandaşı olmadığı için oy kullanamadı. Onca Suriyeli'den daha değersiz kaldı. Onu da en kısa zamanda Türk vatandaşı yapacağım. Apartmanın zillisi ve Stavros'a gizli gizli verdiğinden emin olduğum Sinem, gece geç ve sarhoş geldiğinden pazar uyanamadı ama biz oy vermeye giderken onu uyandırıp gittik. Vatandaşlık görevini yapsın kaltak, kimlere vermeye üşenmüyor da oy vermeye neden üşeniyor, verecek! Bir de süslendim, püslendim sanki kameralar beni çekecek. Tabii şimdi moda oy atarken poz vermek ama ben bıu modaya uymadım hem zaten paylaşamayacağım hem de bir tanıyan falan olur, malum kimliğimi gizliyorum. Sıra yoktu neredeyse hiç beklemeden oy pusulasını verdi görevli elime, ben de kabine girdim oyumu kulandım. Sıra Nuri'ye geldi, zarfı sandığa attım ki ne göreyim Cihan'la karısı karşımda. Bu taşındı ama adresini bildirmemiş mi ne yapmış, hala bizim apartmanda oturuyor göründüğü için aynı yerde oy veriyormuşuz meğer. Öylece kaldık, selam versen bir türlü vermesen başka türlü, kadın da bir ona bir bana bakıyor ne yapacağız diye. Böyle zamanlarda en yapılması gerekeni yapıp, görmezden gelmek gerekir. Burnunun ucunda olsa bile görmezden, tanımazdan geleceksin. Neyse ki o sırada görevli "Marin Hanım şuraya imza" dedi ben de o bakışma ve donma anından uyanıp imzamı attım, bu sırada Nuri, kabinden çıktı. Beyefendi Hanım fotoğraf çektirmek istedi sandığa atarken, ben de bir an önce gitme derdindeyim. Tutturdu fotoğrafımı çek diye, telefonu çıkarttım, bu pozunu verdi. Sonra da Cihan'ı fark etti. "Ooo Cihancığım sen de mi buradaydın nasılsın? Bak Marin Cihan." Eh be Nuri, sanki ben onu görmedim. Gördüm de görmezden geldim, sen şimdi bizi iyice çıkılmaz bir girdaba soktun, selam vermek mecburi artık.
"Evet, nasılsın Cihan?"
"İyiyim sen?"
İyi ben de."
Karısı bu manzaraya daha fazla dayanamadı, oy pusulasını alıp, kabine girdi.
"Hadi Nuri, gidelim."
"Hayır mı dedin evet mi?" Diye sordu Cihan gülümseyerek.
"Bana kalsın orası." dedim orada bir de politik muhabbete girecek değildim. Ne dediysem dedim sana hayır dedim, sana, yoran aşkına, oyalamana, gel gitlerine, sorunlarına, kısıtlamalarına, kısaca bu ilişkiye hayır diyeli çok oldu. Hayırlısı olsun hepimiz için.

31 Ocak 2017 Salı

Zina Da Yaptım Ayar Da Verdim Rahatladım


  Bu akşam genç ve yakışıklı bir bankacıyla randevum var. İlk buluşmalar çok keyiflidir belli belirsiz dokunmalar oynaşmalar falan bayılırım hem kafa dağıtmak için harika fırsat. Odamda giyindim hazırlandım aynada son halime bakarken aynanın aksinde karşımda onu gördüm yine kanlı canlı dikiliyordu orada. Arkamı döndüm beni baştan aşağı süzdü.
-Ne o boynundaki?
-Muska?
-Muska ne alaka?
-Senin cin olma ihtimaline karşı.
-Cin mi? Cin gibi kadınım doğru senden akıllıyım mesela.
-Hakaret mi ediyorsun bana.
-Beni Taksimde domaltsalar şu şeyi takmazdım boynuma modadan anlıyorsun sanıyordum çok alaturka.
-Yahu hoca verdi Nuri de çıkarttırmıyor ne yapayım?
-Bununla dışarı mı çıkacaksın Marin?
-Randevum var çıkmayayım mı? Sen sevgili bul dedin.
-Çık da onu da çıkart çok çirkin hem bunu gören adam ne der?
-Muska takmış adı Marin olan bir kadınla buluşuyorum der.
Kendi kendime gülüyorum karşımda dikilmiş ciddi ciddi bana bakıyor.
-Çıkart şunu ciddiyim. Adam sevişmez seninle bunu gördükten sonra.
-Sevişemem zaten zina yasak.
-Ne yasak ne? Sen iyice zıvanadan çıkıyorsun?
-Aslında bende başta inanmadım ama baya karşımda dikiliyor olman nedeniyle küçük de olsa cin olma ihtimalini elemek istiyorum.
-O şeyle mi eleyeceksin? Bana sorsana ben sana doğruyu söylerim. Sen sana iftira atıldığında inanan sevgiline önce bana sor diye kızardın şimdi kendin ön yargılı davranıyorsun sor bana.
-Tamam, cin misin sen içimdeki kaltak?
-Değilim beyinsiz ben de seni akıllı bir şey sanıyordum cinci hocaya gitmek nedir ya? Bir daha gitmek yok.
-Ama o hoca dedi ki bu gelir o muskayı çıkart diye sana ısrar eder ve bak sen ediyorsun.
-Çünkü yakışmamış v yaka elbise göğüs dekoltesi üzerinde üçgen tuhaf bir şey.
-Moda için yani tamamen yoksa rahatsız olmadın.
-Beni rahatsız eden tek durum senin gidişatın hiç iyi değilsin.
-İyi olsam seni karşımda görmem değil mi?
-Çıkart şunu çık eğlen dönüşte de adamla yat belki kendine gelirsin.
-Adın ne senin?
-Ne?
-Adın ne adın? Bana adını söyle.
Yüzüme şaşkınca bakıyor bu sırada odamın kapısı çalınıyor gelen Minel.
-Marin kiminle konuşuyorsun? Telefonun salonda şarjda.
-İçimdeki kaltakla Minel içimdeki kaltakla.
-----------------------------------
Buluştuk… Önce sinema sonra yemek, bu arada sinemada elimi tuttu ama öpüşmedik ne romantik değil mi? Değil, öpüşmedik ama eli bacak arama daldı ve baya orada kaldı benim de çok hoşuma gitti çünkü bildiğin bu durumlara açım.  Ben de onunkini avuçladım sertleşmesini hissetmek hoşuma gitti özlemişim. Hakkımda ne düşünürse düşünsün muhtemelen çok uzun soluklu bir ilişki olmayacak zaten. Çıkışta evine gittik, güzel vücutlu güzel sevişen bir adam evini de beğendim. Bu zamanda iyi sevişen bir erkek bulmak zor kaldırmayı başaran seviştim sanıyor malum.
Muskam mı? Çıkarttım çantama attım, içimdeki kaltak haklıydı hiç yakışmadı bu elbisenin üzerine. Sabah fazla takılmadım sonuçta hala iki yabancıyız ama sabah seksi yaptık tabii o ayrı. Tekrar görüşmek üzere sözleştik bilemiyorum iyi ve kibardı neden olmasın. Sabahın hala erken saatinde apartmanın önünde Nuriyle karşılaşana kadar keyfim iyiydi.
-Nereden geliyorsun?
-Ekmek almaya çıktım.
-Ee ekmek nerede?
-Kalmamış.
-Marin ne saçmalıyorsun yine?
-Yahu dün randevum vardı onun evinden geliyorum.
-Eyvah zina mı yaptın Kamber hoca demedi mi sana zina yok diye?
-Zina sayılmaz önce nikah kıydık. Nuri çekil Allah aşkına sabah sabah ya ne hocası zinası.
-Kızım bir süre zina yapmayacaksın ki cinden kurtulasın hiiii muskan nerede?
-Çantamda.
-Üzerinden çıkartmayacaktın.
-Onu boynumda gören adam benimle sevişir miydi sence?
-Nasılsın peki geldi mi yakınlarda?
-Evet o üç ben iki kere.
Gülüyorum Nuri nin iyice suratı kayıyor.
Sen adam olmazsın Marin neyse ben gidiyorum banyo yap gusül abdesti al tamam mı?
-Tamam tamam.
 Nuri nin bu kadar dini bütün çıkması da ayrı bir şok etkisi. Yukarı çıkıyorum ev havasız, camı aralıyorum. Stavrosun odasının kapısı aralık, şöyle bir göz atıyorum bir değil iki kadın yatıyor yanında kimin akrabası deyip geçiriyorum içimden de iyice suyunu çıkarttı artık. Minel ne alemde diye onun odasına seğirtiyorum ki kapıda yarı çıplak yabancı bir adamla karşılaşıyorum.
-Günaydın.
-Günaydın.
-Kimsiniz?
-Ev sahibiyim.
-Ev sahibi mi?
-Evet ev bana ait ben burada yaşıyorum. Siz kimsiniz?
-Taşkın ben Mine’nin arkadaşıyım.
-Mine değil Minel.
-Ha evet neyse görüşürüz.
Yüzsüzce sırıtıp odaya giriyor ben de arkasından öfkeyle bakakalıyorum. Evimdeki yabancıları da misafirliği fazla uzayan akrabalarımı da kovma zamanı geldi içimdeki kaltak çok haklı.
Salonda çalışmaya başlıyorum, bunlar birer ikişer uyanmaya başlıyor, bir de mutfağa dalıp çay kahve aramıyorlar mı deli oluyorum. Stavros yanıma gelip;
-Kahve var mı Marin? Diyor.
-Aşağıdaki kafede var ama ille evde içmek istiyorsan misafirlerini geçirdikten sonra yapabilirsin.
Minel hemen dalıyor durum gergin farkında.
-Ben de Taşkın’ı yolcu edeyim.
-Kahvaltı yok mu ya?
Taşkın cidden taşkın.
-Çalışmaya çalışıyorum sessizce evden çıkar mısınız lütfen! Konuşan ben miyim içimdeki kaltak mı bilmiyorum ama sesim çok öfkeli ve otoriter çıkıyor. Sadece korkmuş bakışlar ve derin bir sessizlik içinde evdeki yabancılar evden gidiyor. Bu ikisi suç işlemiş çocuklar gibi yan yana karşıma dikiliyor. Başımı laptopun ekranından kaldırmadan konuşmaya başlıyorum.
-Burada daha ne kadar kalmayı düşünüyorsunuz?
-Şey ben biliyorsun evlenince gideceğim.
-Ben de yeni iş buldum daha İstanbul u iyi tanımıyorum.
-Ama iyi çevre yapıyorsun başkasının yanına taşınabilirsin. Minel senin de ailen burada bu kadar dağıttığını öğrense benim başım derde girer malum sizinkiler tutucu.
-Haklısın Marin daha dikkat edeceğim söz.
-Ben de özür dilerim dün gece içkiyi fazla kaçırmışım.
-Bir daha evimde yabancı insanlar görürsem direk polisi arar sizinle birlikte onları da attırırım anlaşıldı mı ayrıca bu misafirliğe bir süre belirleyelim ve dolunca herkes başının çaresine baksın artık evlenir misiniz gidecek ev mi bulursunuz evinize mi dönersiniz orası benim sorunum değil.
-Ama…
-Söyleyeceklerim bitmedi Minel. Burada yaşayacaksanız masraflara da ortak olacaksınız.
-Tamam, çok haklısın ödemeler yeni düzene girdi.
-Ben de prova mankenliğinden çok kazanamıyorum.
-Ek iş yap o zaman garsonluk mesela ya da şirket sahibi sözlüne söyle zam yapsın sana ve özel harcamalarınızı da siz karşılayacaksınız ben karışmam.
Minel, ne demek istediğimi anlayıp yüzüme sokağa atılmış yavru köpek gibi bakıyor da bende bir nebze acıma yok yeter ya hem ne demişler acıma kimseye gelir yerleşir enseye. Bu fırçamdan sonra ikisi de sessizce evden çıkıyor tabii önce odalarını ve etraftaki dağınıklığı toparlıyorlar. Market alış verişi de yapmayacağım bu hafta karnını doyurmak isteyen kendi alır yoksa dışarıda yer gelirim yeter ya içimdeki sesi dinlemeyecek mişim de yok cinmiş de ne iyi oldu dinledim de bunlara ayar verdim rahatladım yeminle.


Ötekiyiz Hepimiz

   Bu ülkede kadın olmanın zorluğu ortada; ayrılmak istiyorsun öldürülüyorsun, istediğini giyiyorsun diye şiddet görüyorsun. Erkek egemen bi...