Soru ve yorumlar için madammarin@gmail.com
Madam Marin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Madam Marin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2023 Pazar

Sepet Sepet Yumurta Marin Bu Seks Korunma

 

Benim uzatmalı sevgili ile geçenlerde buluştuk. Buluşmalarımız da ağırlıklı hadi keyifli bir seks yapalım modunda olur. Kimse kimseyi sıkmaz, neden aramadın, günaydın mesajı atmadın demez. İkimiz de yaş olarak da hayat tecrübesi olarak da geçmişiz o dönemleri. Ben canım istemez aramam sormam, tatilde yanıma gelmek ister aman şimdi kafam rahat der, ekerim. O çok yoğunum, kafam çok doluydu der, takmam. Bir şekilde de bir araya geldiğimizde artık kimyamızdan mıdır, yoksa benzerliğimizden midir kaldığımız yerden devam ilerleriz. Bir gelecek düşünüyor muyum? Şahsen hayır. O bazen ev bakalım, eşya bakalım diyor, ilerde çocuk isterim diyor. Daha ne kadar ilerleyecekse... Ben de hım hım şeklinde ya da olur bakarız bir ara da bu hafta çok yoğun benim işler gibi bahanelerle geçiştiriyorum. Böyle iki yılı devirdik, ya da üç, dört bile olabilir emin değilim.

Geçen Bakırköy'de bir otelimiz var bizim, orada keyif yapıyoruz evlerden daha iyi oluyor. Gittik, ben gitmeden önce yumurta hesabı yaptım. Nasıl bir şey bu yumurta hesabı: Biz kadınlar yumurtlayan canlılar olduğumuzdan yumurtlama döneminde hamilelik riski oluyor. Regliden sonraki on iki ile on altıncı günlerde risk varmış. Ben de hesap yaptım yirminci günde falanım, nasılsa hamile kalmam dedim. O kadar hesap yaptım internetten yanılıyor olamazdım ya.

Buluştuk... Odamızda sohbet, cin portakal, masaj, oral seks... Nedense son günlerde yapmaya bayılıyorum, eskiden sevmezdim yaş aldıkça yeni huyları çıkıyor insanın. O sihirli cümleyi söyleyiverdim; "içime boşalabilirsin." Bunu duyan uzatmalı Ufi, nick olarak Ufi diyeyim de anlayın; hemen daldı içime tabii. O güne kadar en iyi performansıydı desem yalan olmaz. İçime boşalma fikri nasıl cezbettiyse artık. Güzel bir günün ardından geçti iki hafta, benim de reglimin üzerinden geçti iki gün. Saat gibidir hiç şaşmaz bu kez şaştı, ben de şaştım, dondum, zaten panik atağım var olmadık bir yerde tuttu mu.

"Ya hamileysem?"

Bir yandan da içimdeki kaltak başladı konuşmaya.

-Bak hamile kaldın işte. Kafasız! Doğur da adamın anasıyla, kız kardeşiyle uğraş dur. Ahlaksız bu kadın diye çocuğu da alırlar elinden.

-Ya niye alsınlar? Evleniriz madem napalım.

-Nah evlenir o seninle. Doğum gününde yüzük alırdı evlenmek istese. O ne aldı kulaklık? Bir kulağının arkası kaldı ya ona gönderme herhalde. Doğur da gör gününü.

-Hamile falan değilim ya kapa çeneni.

-Git test al o zaman, beyinsiz.

İnsanın iç sesi onu motive eder, cesaret verir, espiri yapar... Benimki sırf küfür, hakaret, aşağılama.

Eczaneye giderken Nuri'yle karşılaştım, o da takıldı peşime arvelesi bitmiş. Ben alır getiririm sana dedim yok, o da geldi illa.

Eczanede sıra bana geldi, hık mık Nuri'nin yanında gebelik testi demek davulla ben hamile olabilirim komşular diye bağırmakla aynı.

-Bir gebelik testi alacaktım.

-Neeeeeeeeeeeeeeeeeeeee! Kız yoksa teyze mi olucam?

Eczacı kadın da gülüyor.

-Nuri sussana.

-Ne kadar geciktiniz ultra early vereyim mi?

Eczanedeki üç beş kişi de bizi dinliyor. Ben korunmasız ilişkimin gecikme bilgilerini veriyorum.

-Çok değil iki gün kadar.

-Normal test yanıltır ben erken gebelik testi vereyim size.

-Tamam öyle yapın.

-Ay teyzoş mu olucam ya. Babası hangisi kız?

Eczacı kadın ve diğer çalışan dönüp bana baktı. Arkamda sıra bekleyenlerin bakışlarını sırtımda hissettim.

-Kim olacak Ufi işte ne saçma soru bu?

-Ufi hangisiydi kız? Sarı olan mı?

Nuri, Ufi'ye tanıştığı günden beri Sarı der. O yüzden adını bilmiyor.

-Evet o.

-Sarışın bir bebiş geliyor desene, sen de bembeyazsın.

Eczacı testi poşete koydu ben parayı uzattım bir an önce bitsin diye bakıyorum.

-Başka bir arzunuz var mı?

-Bir de arveles alayım.

Eczacı kadın gözlerini açtı.

-Aman almayın ilk aylar çok zararlı.

Hamileliğim kesin de sanki ağrı kesici almam mesele oldu.

-Arveles bana değil, verin siz.

Nihayet eczaneden çıktık, stresten çişim de geldi. Nuri benimle gelmek istedi, kabul etmedim.  Bu sonucu tek başıma görmek istiyordum.

 Evde bulduğum az kullandığım bir dondurma kasesine işedim. Çubuk çişe battı benim için şüpheye.

İbre renk değiştirdikçe benim yüzüm renk değiştirdi. Sonuç negatifti.

İki gün sonra da reglim başladı zaten, boşuna paniklemişim.

Performansı olumlu etkilese de bir daha içime boşalttırmam, belki regliden sonra ilk gün falan. Yumurtalarıma güven olmuyor, neyime oluyor ki zaten.


26 Temmuz 2019 Cuma

Telefonu Pirince Sokarsak Pirinci Neremize...? Banyoda Fantezinin Sonu


 Hayatta iki şeyden nefret ederim; 1-Israrcı insanlardan,2-duşta iş tutmaktan. Dün birini eve attım, uzun süredir tanıyorum ama hiç beraber olmamıştık. Israrlarıyla kendini gösteren bir bankacı kendisi, hoş adam ama dediğim gibi çok ısrarcı. Banka hesaplarımın kontrolü onda yani işte Marin Hanım şurada değerlendirelim mi? Şuna yatırım yapalım mı diyen görevli. Baktım gideri de var, çağırdım eve bu da koşa koşa geldi. Vakit nakitti benim için, Minel işe girdi ve bir koca adayından daha ayrıldı. Stavros nihayet Atina’ya döndü ama bu sefer de Minel’in kız kardeşi Mine geldi, ikiz bunlar bu arada. Minel neyse Mine bunun tam tersi, tutucu, sessiz, gözlüklü bütün gün kitap okuyan bir kız. Gerçi benim yanımda o da bozulur. Ailesi göndermiş git bakalım Minel ne yapıyor orada diye, bu da geldi. Beraber dönerler diye umuyorum.  Kendi evimde yalnız kalacağım günlerin hayali içindeyim. Bir diziye denk geldim Bron-Broen diye izlemediyseniz tavsiye ederim. İsveç yapımı bir polisiye, oradaki polis kadın ki önce bir tür otizm sorunu var sandım, çok zeki, çalışkan ama insan ilişkileri ve empati yeteneği sıfır. Gün geçtikçe ona benzediğimi düşünmeye başladım. Benim de nedense insan ilişkilerim sıfır, özellikle de karşı cinsle. Bir de tamam etrafımda insan olmasını seviyorum ama benim de özel alana ihtiyacım var. Ne yapayım eve ekstra duvar mı ördüreyim? Dizide Martin karakteri de çok iyi hatta sırf ona benziyor diye ne zamandır uğraşan ama benim hayır dediğim bir Ermeni arkadaşımı götürmeye karar verdim. Neyse konumuza dönelim; bankacı…

Eve geldi, yan yana oturmalar, kahve ikramı (neden sevişmeden önce kahve içilmesi zorunlu hala anlamış değilim) öpüşmeye başladık ve bu tutturdu hadi duşta sevişelim diye. Bunun alt metni ben seni yalayacağım da önce bir yıkayayımdır, ne kadar hijyen delisi olduğumu bilmiyor tabii. Ayrıca ben duşta sevişmekten nefret ederim. Suyun ısısını ayarla, gözüne şampuanı kaçırma, kayma, düşme!
Hadi neyse dedim çünkü çok ısrar etti, girdik banyoya. Benim banyoda büyük bir jakuzi var, üstü de duş başlıklı, dolduralım mı dedim olur dedi, doldurduk. En azından kayıp düşme derdim olmayacaktı, mutluydum. Köpükler, jakuzi masajı, bu arada olaya girmeye çalışıyoruz ki suyun altında asla cinsel birleşme olmaz onlar film hileleridir, unutmayın bunu. Bu sefer de hadi video çekelim diye tutturdu. Olmaz dedim haliyle, bana güvenmiyor musun klasiği geldi, sana güveniyorum da ya ölürsen ve telefon başkasının eline geçerse dedim, tamam sen çek o zaman dedi. Yüzün de görünmez hem.

Bu ısrarcı ama tipinden ötürü katlandığım fantezi tavşanına uyup telefonumu aldım ve küvete girdim. Üst kısmına oturdum bu yalayacak ben çekicem, neyse başladı olaya, sonra kendini kaptırıp elini göğüslerime uzattı,koluma çarptı ve hop telefon suya!!!
Hemen tekmeler atarak bunu kendimden uzaklaştırdım ve telefonumu bulup çıkarttım, işin ilginci tam o sırada biri aradı, meşgule atmaya çalışıyorum olmuyor, bir yandan da kendim kurulanıp, telefonu kurulamaya çalışıyorum. Bu da arkadan akıl veriyor pirinç var mı evde pirince koy diye, koydum gerçi, bunun da kıçına tekmeyi koydum, kovaladım. Telefonum hala pirincin içinde yarın bir üst modelini almaya gideceğim, o telefonun açılmayacağını da, benim bu bankacıyla bir daha görüşmeyeceğimi de hepimiz biliyoruz.

9 Aralık 2018 Pazar

Rengarenk Pejmürde Bir Madam ( Bu Halde Bile Talibim Çıktı)

 Dün sabah arkadaşlarımın ani bastıran ısrarı sonucu dışarıda kahvaltı yapmaya karar verdim. Baktım güneş sahte sahte gülümsüyor, ben de beni ısıtacak sandım ama yanıldım. İçimdeki ince badinin üzerine montumu geçirdim indim aşağıya. Kahvaltı yapacağımız yer evime çok yakın olduğundan yüzümü tokatlayan soğuğa aldırmadım sadece içeride yapalım mı kahvaltıyı dedim bizimkilere ama sigara içiyorlardı...Erkek tamam da sigara kokan kadın bence hiç seksi değil. Neyse dışarıdaki ısıtıcıya en yakın yerde oturdum ve kahvaltımı yaptım. Bizimkilerden biri dedi ki hadi şurada açılmış ayakkabıcıya da uğrayalım. Ayakkabı denilince benim de gözüm döner. Hadi bakalım dedik. Genelde evin etrafında sayılırdık İstiklal'e çıkmadık ama bildiğin dondum. İçime bir hırka bakayım dedim ne hikmetse her şeyi buldum ama bir hırka bulamadım. Sonra varlığını o ana kadar önünden defalarca geçmeme rağmen hiç fark etmediğim bir dükkana girdik. Dükkanın sahibi ellili yaşlarda bir adamdı. Dükkanda çaput vari örtüler, kıyafetler falan var ama sanki Türkler için yapılmış Hint kıyafetleri gibi yani benim hiç ilgimi çekmeyecek türden şeyler, o yüzden hiç fark etmemişim burayı. Bizim kızlar çaputlara hayran hayran bakıyor. Ay bundan örtü yaparım, bundan şal falan diye. Rengarenk örtüler işte, ben de bakmaya çalışıyorum ama nesine bakayım. Dükkanda ilgimi çeken tek şey kediydi, ben de onu sevdim. Üşüyorum.... Bunların duracağı yok, dedim en iyisi eve kaçayım ben. "Kızlar ben gideyim, yetiştirmem gereken işler var." "Olmaz daha sana göstermek istediğim bir yer var, hem biriyle tanıştırıcam." dedi içlerinden biri. Beni genelde yeni sevgilileriyle tanıştırıp, fikrimi sorarlar. malum bu konudaki ünvanım "uzman" ama ne uzmanıyım ben de bilmiyorum. Gördüm ki ben bizim hatunlardan kurtulamayacağım. Ağır grip olmak yerine hafif bir üşütmeyle atlatsam bari durumu diyorum. Öyle çıktım ki sadece içimdeki değil, altımdaki tayt da ince, titrediğimi belli etmemeye çalışıyorum etrafa. Çantamda yeni aldığım beremi buldum da kafama onu taktım. Kırmızı ucunda ponponu var çok tatlı bence ama altı şiş üstü kerhane miydi neydi öyle oldum. O söz öyle değil miydi yoksa? Ne bileyim aklıma bu geldi nedense. Neyse, dükkan sahibi amca yanıma geldi.

"Siz buraya gelmezdiniz hiç, şaşırdım görünce."
"Evet, hiç denk gelmedik." Dedim ne diyeyim şimdi sattığınız şeyler ilgimi çekmiyor mu diyeyim adamın yüzüne?
"O gün gerçekten çok üzüldünüz biz de bir şey yapamadık ama eşimle çok konuştuk ne yapsaydık acaba diye."
"Hangi gün?"
"Hani sevgilinizle burada kavga edip gittiniz ya."
Benim kafa hemen geri saymaya başladı ben kiminle bu dükkanda kavga etmiş olabilirdim ki. Haaa hatırladım Cihangirli Cihan'la beraber olduğum dönemde onun yine aniden bastıran kıskançlık nöbeti sonucu, önümüze gelen ilk dükkana dalmıştık. Sorun benim pantolonumdu ve inanın öyle açık maçık da değildi sadece yan tarafı dantelliydi ve küçük bir bölümdü. Ona takmıştı ama asıl derdi başkaydı, bana hükmetmek, egemenlik kurmak... Hatta buradan bu uzun şallardan almaya bile kalkmıştı bacaklarımı kapatmak için ben de kızmış, kabul etmemiştim. Amca onu hatırlamakla kalmamış bir de bana hatırlattı.

"Ha evet hatırladım ayrıldık biz geçmiş gitmiş önemli değil."
"O gün mü ayrıldınız?"
"Hayır ama o gün ayrılmalıydım aslında."
"Hayırlısı olsun hakkınızda."
"Oldu oldu böylesi daha hayırlıydı."
"Bir şeyler verelim size de."
"Tamam şal bakayım ben kalın olsun biraz."
"Hemen vereyim."
Adamın getirdikleri rengarenk ve dizime kadar inen örtülerdi yani aklımdaki şal fikri kesinlikle bunlar değildi ama daha fazla üşüyeceğime bari buna sarılırım dedim ve sarı, yeşil, kırmızı, pembe, mor ne kadar parlak renk varsa üzerine konmuş bir de desenlendirilmiş bir tür örtü alıp, sarındım. Benim kızlar bile onu almama şaşırdılar. Ne yapayım üşüyordum. Çıktık, kızlardan birinin beni tanıştırmak istediği kişiyi göreceğimiz yere gittik. Ben köhne bir kafe falandır diye düşünürken baya tarz bir yere geldik. Herkes şık falan ortam da şık ben içeride çingene falcı gibi rengarenk bir örtü ve kafamda kırmızı beremle kalakaldım. Oturduk bir masaya ben hala ısınamamıştım çünkü bu örtümsü şey o kadar da kalın değildi yine de ona sımsıkı sarılmıştım. Böyle üşüdüğümde en son Kıbrıs'ta bir otelde daha doğrusu kumar salonundaydım. Üzerime bir şey almamıştım ve güya yaz ayındaydık ama hem rüzgarlı hem de soğuktu, kumar salonu da klimalı olduğundan dondum, garsondan bana bir şey bulmasını istedim o da böyle bir örtü bulmuştu ama neyse ki o tek renkti sonra beni duyan bir centilmen ceketini vermişti ben de ona vermiştim... neyse bu başka bir konu.

Arkadaşın yeni sevgilisine şöyle bir bakayım da kaçayım dedim adam yanımıza geldi. Genç, yakışıklı ve bu mekanın ortağı. Ve asıl bomba beni bu adamla tanıştırmaya getirmişler. Beni kim bilir ne övdüler adama. Ben de karşısında rengarenk ve pejmürde halde oturdum. Havadan sudan, ne iş yaptığımızdan konuştuk. Sonra başıma saplanan ani ağrıyı bahane ederek oradan kaçtım. Eve geldim, hemen sıcak bir bitki çayı yaptım ve ısıtıcıyı sonuna kadar açtım. Kız arkadaşım aradı, adam beni beğenmiş. Hangi adam haaa öyle mi sebep? diyebildim. Benim için kendine has ve değişik demiş bir de moda anlayışıma bayılmış, böyle giyinen kadınları çok beğenirmiş, Hintli kadınlar gibi demiş. Beni hep salkım saçak, rengarenk giyinen bir kadın sandı ve o tarafımı beğendi. Baştan yanlış başlayacak bir ilişki işte. Başlayacağı falan da yok tabii.  Etrafındaki süslülerden farklı gördü o kadar, bilmiyor ki ben onlardan da süslüyüm ve sanırım fena halde üşüttüm.

23 Kasım 2018 Cuma

İçimdeki Kaltakla Öpüştüm

 -Bir yaş daha büyüdün ama tek zerre büyüyemedin. dedi içimdeki kaltak, haklıydı da partimin tam ortasında çıktı geldi. Ev partisiydi, dostlarım düzenlemişti, geçen Pazar ayın 18'iydi. Kafam hafif dumanlı, dumana da atmamak gerek suçu biraz alkollü ama aslında alkol de değil tek sorumlu, geçen yılların üzerime bıraktığı sarhoşluğu... Bunca yılda ne güzel dostlar biriktirdim, ne çoğunu batırdım, kaç kişiyi hayatıma aldım, bazen onlar beni, bazen de ben onların hayatını becerdim. Kaç aşk sığdırdım şu kalbime ama yorulmadım hala da hevesliyim aşka en çok buna şaşarım.
-Mutlu musun bari? Dedi içimdeki cadı. Gözlerini dikti gözlerime, üzerime eğildi. Ne kadar da güzeldi, içimden çıkıp şöyle bir dolansa bütün İstanbul peşinden gelirdi.
-Mutluyum dedim ama mutluluk nedir?
-Ne dedin canım dedi yanımdaki.
-Sana demedim. dedim.
-Söylesene içimdeki kaltak mutluluk nedir?
Etrafını süzerken bana döndü ve yine üzerime eğildi.
-Tam bu anda hissettiğindir. Ne hissediyorsun? 
-Keyifli...
-Kaç kişiyi özlüyorsun? Kaç kişiyi seviyorsun? Kaçını yaptın istediklerinin, kaç kişinin bir şeyi oldun gerçekten, kaç yılın kaldı daha geriye, kaç yıl daha saklayacaksın beni içinde?
-Daha doymadım hiç birine, sana bile kal içimde biz böyle iyiyiz.
-Seviyorum seni, senin zor ama eğlenceli halini.
-Biliyorum cadı.
-Kızım sen kiminle konuşuyorsun? Bu kez gelen Nuri'ydi.
-Hiç öyle kendi kendime.
-Kafası güzel oldu bunun iyice. dedi güldü. İçimdeki Kaltak yanıma oturdu ben de omzuna dayadım başımı.
-Yalnız mısın sence?
-Sen içimde durmadan konuşurken mi?
-Çok mu etkiliyorum seni? Ben olmasaydım bir kocan, çocukların, normal bir hayatın olur muydu?
-Olurdu da adı mutluluk olmazdı, ben seninle mutluyum.
Güzel gözlerini gözlerime dikti, iyice yaklaştı.
-Ben de seninle mutluyum, iyi ki doğdun.
Öpüştük... Kimi hayal der, kimi dumanlı kafanın etkisi ben o gece içimdeki kaltakla öpüştüm ve iyi ki doğmuştum...

8 Şubat 2018 Perşembe

Düşmanın Karşında Değil Yatağında

 Pazartesi, yani Mature'nin döndüğü gün aptal gibi işe geç kaldım. Zaten pek erken gittiğim söylenemez de geçen hafta sonu Minel ve çarşaflılarla uğraştığım için pazar yorgun düştüm ve uyuyakalmışım. O konuya değineyim önce; bu beşli kara çarşaf çetesi geldi taktığımız tüm takıları geri ver! diye kızın başına üşüştü, malumunuz ben Minel ve Taha malını ayırmak için barda birini bulmuştum da o da kızın altınlarını çalmıştı, o adam yakalanamadığı için altınların bazıları eksikti. Çalındı dediysek de bu çarşaf ekibine inandıramadık. En sonunda bağrışmalar başladı, polise gideriz dediler ben de giderseniz gidin dedim. Nuri geldi, o benden de çirkeftir istediğinde, "bu kadınlar bizi soymaya çalışıyor, yetişin komşular!" diye bir bağırdı, bunlar toplanıp kaçıştı. Umarım onları son görüşümüzdür.

Neyse ofise geldiğimde Mature odasındaydı. Benim yalaklarım sevişgen çiftten erkek olanı hemen çayımı getirdi, kadın da poğaçamı; ben de kibarca teşekkür ettim. Radarları sonuna kadar açık olan Mature Teyze bunu hemen fark etti, masamdaki telefon çaldı, beni odasına çağırdı. İçeri girdim, yüzü gülmeliydi, seks yapmıştı ama nedense kayifsizdi.

-Geç kaldın.
-Evet uyanamadım kusura bakmayın.
-Zaten geç saatte gelmene tamam dedim, daha da geç gelirsen ofistekilerin seni linç etmelerini engelleyemem.
-Öyle bir şey olacağını sanmıyorum, gayet iyi anlaşıyoruz.
-Öyle mi?
-Evet.
(Bunu duyduğuna hiç sevinmediği, buruşuk yüz ifadesinden hemen okundu.)
-Kıvırcığın sana selamı var.
-Aleyküm selam.
-Çekimleri gayet iyi gidiyor, çok memnunlar. Ayşegül denilen kız da hiç de önüne gelenle yatan yollu tiplerden değil.
(Bu taş banaydı)
-Sizin adınıza sevindim.
-Neden ikinci gidişinin kendi isteğinle olduğunu söylemedin? Bana sadece bir kez oldu demiştin, sonra onu görmeye tekrar gitmişsin.
-Evet gittim de sadece benim isteğimle değildi, o da çok ısrar etmişti ve o zaman ben de istiyordum onu.
-Bana senin çok ısrar ettiğini hatta ağladığını söyedi.
-Yalan söylemiş.
-Israr etmedin yani.
-Etmiş olabilirim çünkü hırs yapmıştım ama ağlamadım, ben ağlamam.
-İkinizden biri fena halde yalan söylüyor bana.
-Aramızda sizden en çok çıkarı olan kim onu düşünün, yalan söyleyeni de bulursunuz.
-Seni şu dakka kovabilirim biliyorsun değil mi?
-Ben de aynı dakka içinde x beyi arar kendimi o diziye aldırır, hafta sonu gelmeden Kıvırcığın yanına gitmiş olurum.
-Çık dişarı!
Çıkarken yüzümde koca bir gülümseme vardı, ilk raundu kazanmıştım.

Öğlen arasında malum yemek yeme odasında, diğer böcekleri etrafına topladı ve neşeli neşeli Kıvırcıkla gittikleri yerleri anlattı. Ay beni şöyle özlemiş, görünce böyle sevindi, yok efendim bana ne hediyeler aldı. Yalan, bu kıvırcığa almıştır, kıvırcıkda hediye alacak göz mü var. Onunlayken allem etti kallem etti, otel parasının bir gecesini bana ödetti, adam alışmış kadın parası yemeye, duramaz.

Dişi sevişgen böcek, yanıma geldi; tamamen bana yalakalıktan benimle ilgilendi, onun erkek olanı da geldi. Bunlar benimle konuşunca diğerleri de demek ki Marin zararlı değilmiş diye etrafıma doluştular. Baya sossyalleşmeye ve arkadaş edinmeye başladım. Mature Teyze de bizi kesiyor, anlamıyor tabii bu durumu bir haftada ben bunları nasıl kazanmayı başardım düşünüyor.
Bir ara yanıma yaklaştı.

-Ekiple kaynaşmışsın nasıl oldu bu?
-Seks sayesinde.
-Ne onlarla da mı yattın?
-Hayır, o kadar zevksiz değilim ama gerçekten olayın içinde seks var.
Güldüm, o da sinirlendi.
-İşin gücün fitnelik, tam şeytansın sen.
-Kıvırcık bana ne demişti biliyor musun? sana güvensem bugün ayrılırım Mature'den, hatta benden önce de ayrılırsanız gideceği iki kişiyi kafasında belirlemiş.
-Kimmiş onlar?
-Sordum ama söylemedi. İşten mi dedim değil dedi. Kesin onlar da parası yenilecek emekli çağında hatunlardır.
-Sana niyetlendiğine göre sen de bu gruptansın.
-Komik olmuyor musunuz? Benim genç olduğum ortada, ayrıca ben hangi yaşta olursam olayım erkeklere para yedirmem.
-Kıvırcık paramı yemiyor! Neden inanmıyorsun?
-Yahu bana bile para ödettirdi pislik, neymiş yanında nakit yokmuş, otel parasını ben ödedim hatta gezerken bir sweatshirt beğendi de olta attı bana alayım diye almadım. Karaktersizin teki o, ne zaman anlayacaksın acaba düşmanın karşında değil yatağında!

Bunu duyunca geri çekildi, zaten sessizce ve ona iyice yaklaşarak söylemiştim kimse duymadı. Gözleri hafifçe doldu, doğru söylediğimi biliyordu. İşin ilginci onun için üzülmeye başlamıştım.
Telefonum çaldı, bir adam sesi: "Marin Hanım, sizine acil konuşmalıyız." dedi
"Kimsiniz?"
"Taha'nın bir yakınıyım, nişandan hatırlarsınız Rahmet."
"Hatırlamıyorum konu nedir?"
"Çok mühim ama yüz yüze konuşalım."
"Tamam 17.30 da... kafe ye gelin konuşalım"
"Tamam, teşekkürler."
Kesin Minel meselesi yüzünden biriyle daha dalaşıcam, olsun ben alışkınım dalaşmalara.
 

25 Mayıs 2017 Perşembe

Boş Ev'deki Yabancı Adam Kim Ki

 -Bana isim taktın mı? Dedi, ben kalkmış giyiniyordum.
-Taktım, Kim Ki Duk.
-Şu Koreli yönetmen, neden?
-Yaşadığımız onun filmlerine benziyor. Hiç konuşma yok, sadece bakışlar ve mimikler.
Gülümsedi.
-Doğru düşünmüşsün.
-Bi de isimden de yola çıktım Kim ki? Sen kimsin ki? Bilmiyorum.
-Merak ediyorsun ama değil mi? Hatta belki çoktan araştırmalara başladın.
-Yanılıyorun, ne araştırdım ne de seni merak ettim.
-Telefon hattımdan kimliğimi bulmaya çalışmadın mı?
-Hayır.
-Adresten? Etrafta oturanlara daire sekizdeki adam kimdir diye de mi sormadın?
-Hayır.
-Çok ilginçsin başkası olsa, neler neler sormuştu şimdi bana. Neden böye boş bir evde yaşıyorsun? Neden adını söylemiyorsun? Yok evli misin? Yok dul musun?
-Onları başka kadınlar sorar Kim ciğim belki de normal kadınlar demeliyim ama ben pek normal değilim. Senin kimliğinde umurumda değil.
-Yine de aklına takılıyor olmalı, sonuçta bu beşinci buluşmamız.
-Sayıyor musun?
-Evet, her defasında daha da güzel oluyor hem.
-Sen beni merak edip araştırdın mı?
-Hayır araştırmadım ama evet merak ediyorum. Söz verdiğim için araştırmadım. Yoksa tanıştığımız bara gitsem, seni tarif etsem, eminim bir tanıyan çıkar.
-Bence yapma, böylesi daha iyi.
-Ya bana aşık olursan.
-Of şu cümleyi duyduğum sayı kadar fidan dikseydim ormanım olurdu şimdi. Nedir bu sizdeki aşık etme öz güveni? Olmam ben aşık maşuk hatta sana bunun son görüşmemiz olduğunu üzülerek bildirmek zorundayım, artık beni arama.
-Neden son görüşmemiz? Seni kırdım mı?
-Başkasıyla beraberim. Adı Sarper. Adını da işini de biliyorum.
-Aşık mısın ona?
-Yine aşk konusu. Hayır değilim ama ilişkinin en güzel zamanında yani başındayız, başka biriyle görüşmek istemiyorum. Belki ilerde sıkıldığımda olabilir.
-Sıkılmanı mı bekleyeyim yani.
-Hayır sen beni bekleme. Bu oyunu oynayacak başka bir oyun arkadaşı bulursun belki.
-Hangi kadın senin kadar kurallara uyar ki? İkinci buluşmada tutturur bana adını söyle diye.
-Haklısın, ama yine de aramaya devam et ya da etme. Neyi aramayı bırakırsan o gelir bulur seni. Hadi ben kaçar.
Yere serilmiş yer yatağından hızla ayağa kalktı, çıplak bedenine çarşafı doladı. Etrafta yanan mumların ışığı üzgün yüzünü aydınlatıyordu.
-Gitme!
-Seni tanımak güzeldi Kim Ki Duk bu Boş Ev de yaşadıklarımız da güzeldi. Çok ilginç biliyor musun, Boş Ev diye bir filmi var Kim Ki Duk un izle bir ara.
Boş evden çıkıp, dolu evime geldim, aklım da içimden bir his de boş evde o yabancı adamla kalmıştı; adını bile bilmediğim birini mi özleyecektim? Ondan hoşlanıyor muydum? Aşk mı? Hadi canım bakın işte bu imkansız.




11 Mayıs 2017 Perşembe

Rus Musun Marin?

 Rus kadınların belirli bir görüntüsü var mı bilmiyorum, hiç ilgimi çekmedi ama ben kendimi bildim bileli birileri tarafından Rus'lara benzetildim. Saçlarımı koyu yaparım ki doğal rengi bu zaten Rus gibi olmuşsun derler, arkaya tararım aynı Rus, kahkül bırakırım Ruslara benzemişsin, kızıl yaptım tam Rus olmuşsun dediler. Bu yorumlara alıştım aldırmıyorum. Bana göre Rus kadınları hep çok uzun boylu ve kusursuz vücutluydu ben şahsen öyle değilim. Kısa boyluyum, göğüslerim ve kalçalarım da büyük yani aslında tipik Yunan- Akdeniz kadın özelliği taşıyorum ve elbette yoğun olarak da Türk. Gelin görün ki, bu yorumlar hiç bitmedi. Ben de zamanla benim ölçülerimde Rus kadınları görmeye başladım. Özellikle Tatu grubundaki siyah saçlı kız benzer gibiydi, tabii ben daha beyaz ve daha kıvrımlıydım. Açıkçası hangi ırka benzediğimin üzerinde de durmadım. Bir yere gidip oturduğumda etraftaki Rus kadınları gelip bana grujda burujda demeseler çok da üzerinde durmazdım ama bunlar baya baya beni kendilerinden sanıp iletişim kurmaya çalışıyorlardı. Parkta, gittiğim tatil beldelerinde, oturduğum kafelerde, havaalanı free shopta. Özellikle alış veriş yerlerinde satıcılar gelip Rusça konuştular ben de Ben Türküm! dedim. Rus hatunlara da i m not Russian Turkish Turkish deyip durdum. Burda değinmek istediğim esas konu, birbirlerine olan bağları. Ülkemizde bir Rus kadın başka bir Rus kadını görünce hemen gelip konuşuyor, belki yardımlaşıyor. Biz yurtdışında birinin yanına gidip sen Türk müsün aaa ne güzel dedik mi? Demişizdir ama sadece görüntüye bakıp bu kanıya varıp değil, konuşmasını duyup emin olduktan sonra. Bunlar görüntüden bile bu sonuca ulaşıp hemen bir araya geliyorlar. Yabancı bir ülkede birbirlerine sahip çıkıyorlar. Ben bu özellikleri yüzünden Rus kadınlarını taktir ediyorum açıkçası. Her ne kadar gruj muruj ne diyorlar anlamasam da artık benzetildiğim bu ırktan kısaca Rus'lara benzetilme klişemden rahatsız olmuyorum. Hangi kadın başka bir ülkede başka bir kadının yanına gelip bizden misin diye iletişim kurmaya çalışıyor ki.

19 Şubat 2017 Pazar

Göğüs Ucum Ne Renk?

 İki gündür hatırladığım bir anıyı anlatmak istiyorum size nedense aklıma düştü işte. Yirmi yaşındaydım başımda kavak ve kaltak yelleri esiyordu o zamanlar yani şimdikinden çok daha kötü ve tehlikeliydim. Ne de olsa o yaşta mantık yok sadece hormonlarınla hareket ediyorsun. Hayat sana daha çelmesini takmamış, burnun sürtülmemiş, aptal ve mutlusun. Bir yerde çalışıyordum orada da matah kimse yoktu ama odamdaki kadının bir erkek kardeşi vardı; tipi de gayet iyiydi. Ben bu çocukla öğlen tatillerinde kaçamak yapmaya başladım. Evleri iş yerine yakındı ve birlikte evde yemek yerdik. Benim gözlerim yeşil, herkes gözlerime iltifat ederken bu hiç etmezdi sonra öğrendim ki meğerse garibim renk körüymüş. Yakın renkleri ayırt edemezmiş. Bu bana çok ilginç geldi. Bir de bir gece önce rüyamda öpüştüğümüzü gördüm o gün onu nasıl istiyorum ama çekiniyor karşımda oturuyor, bir türlü yaklaşmıyor.

Bilenler bilir Buruce Willis ve Jane March'ın bir filmi vardır "Gecenin Rengi" bu filmde adam renk körüdür. Kadın da buna duyduğum saygıdan ruj sürmeyi bırakıyorum der. Göğüs ucunu gösterir ve ne renk diye sorar. Adam kırmızıyı, pembeyi ayırt edemez, bu da öyle. Oturduğum yerden kalktım bu ilginç durumu test etmek istedim. Gittim kucağına oturdum ve başladım sormaya:
-Rujum ne renk?
Dikkatlice baktı.
-Bilmem pembe mi?
Pembe değildi, güldüm.
-Saçlarım ne renk?
-Kahverengi?
-İlgisi yok. Peki Gözlerim?
-Gri görüyorum ben.
-Yeşil.
Tshirtümü sıyırdım, sütyenimin kenarından göğüs ucumu gösterdim.
-Peki göğüs ucum ne renk?
Bunu beklemiyordu gördüğüyle çok şaşırdı ve heyecanlandı.
-Pembe?
-Tam olarak değil ama yaklaştın.
O andan sonra önce dudaklarımın sonra göğüs ucumun tadına baktı. Sadece öpüştük fazla ileri gitmedik sonuçta öğlen tatili kadar vaktimiz vardı ama bence yaşadığım en heyecanlı ve erotik anlardan biriydi. Renk körü bir tanıdığınız varsa bence bu deneyi onunla deneyin eğlenceli oluyor.

7 Ocak 2015 Çarşamba

İçimi Isıtabilecek Biri İçime Girmese De Olur

  Hava eksi bilmem kaç derece, kıçım donuyor ama beni asıl üşüten yalnızlık. Kimse yok yanımda şu soğukta beni saracak. o kadar seksi hatunum, etrafımda, hayatımda o kadar sözde adam var ama üşümeme çare olan yok.

Isıtılmak istiyorum ama nasıl? Battaniyenin altında, elimde kumanda, üzerimde sabahlık şeklinde yün bir hırka seksi olmaktan uzak ufak tefek bir kadınım şu an. Kapım çalsa beni benden alan, beni kendime getiren biri gelse bir anda bak nasıl da Madam Marin formumu alırım. Yok mu aday? ohooo. bir telefonuma bakar, çok var ama üşeniyorum yahu bu soğukta soyunmaya.

Ben soyunmadan ısıtılmak istiyorum. Bir sözle, bir bakışla, güzel bir jestle. yanımda olduğunu bildiğim, beni düşündüğünü, merak ettiğini hissettiğim birinin sıcaklığıyla ısınmak istiyorum. Varsın uzakta olsun, böyle ısıtsın yeter. Ten tene değmeden de temas olur, yoksa herkes sevişir, herkes ısınır asıl mesele içine girmeden içini ısıtabileni bulmakta. Yoksa  sürtünme kuvvetiyle ısınmak tabii ki mümkün. 

Ötekiyiz Hepimiz

   Bu ülkede kadın olmanın zorluğu ortada; ayrılmak istiyorsun öldürülüyorsun, istediğini giyiyorsun diye şiddet görüyorsun. Erkek egemen bi...