Soru ve yorumlar için madammarin@gmail.com

31 Aralık 2018 Pazartesi

90'ların Özgür Yılbaşları vs 2010'ların Yasaklı Yılbaşları

 Bir okurum bize 90'ları anlatsana Madam yazmış. X kuşağı mı Y kuşağı mı ne deniyorsa 90'larda ve sonrası doğanlar elbette 90'ları hatırlamıyorlar. Onlar teknolojinin palazlanmaya başlayıp, insanlığı yuttuğu çağda doğdular. Aslında hepsini ayrı ayrı yazı yapacaktım ama bir yazıda toplama kararı aldım. Bugün yeni yıla giriyoruz yani 31 Aralık geçen haftadan bu yana yaşadıklarımı ve gördüklerimi yazmaya başlıyorum. Koltuklarınıza yaslanın, çayınızı, kahvenizi unutmayın.

Yönetmen bir arkadaşımın gerilim-psikolojik denemesi olan bir Türk filmine Nuri'yle gittik. Dedim ki hafta içi gündüz sinema sakin olur, rahat rahat izler yorumumu yaparım. Sakin derken yanılmamışım küçük bir salonda oynatılan filmde bizim dışımızda bir çift daha vardı ve belli ki filmi izlemeye değil nasılsa bu saatte bu filme kimse gelmez diye orada rahatça oynaşmaya gelmişler. Ben bunu arkadaşımın emeğine hakaret saydığımdan arkalarına gidip oturdum ama Nuri git yanlarına otur bari gel şuraya dediğinden daha kenara bir yere ama yine arka hizalarına oturduk. Bunlar da acayip rahatsız oldu tabii. Dönüp baktılar başka film mi bulamadınız diye, ben de onlara gidin günlük ev tutun biraz daha fazla verin rahatça sevişin, bunun için sinemaya mı gelinir, 90'larda mıyız? Bakışı attım. Nasıl bakıştı artık varın siz tahmin edin. Evet 90'larda çiftler rahatça öpüşmek ve elleşmek için sinemaya giderdi bence artık bu da tarihe karıştı. Dediğim gibi günlük evler var ve sinemada oynaşmaya uğraşmaktan çok daha kolay ve kullanışlılar. Filmi vermişler küçücük bir salona bir de nasılsa buna kimse gelmez diye ısıtmayı açmamışlar film boyunca bildiğin dondum. Baktım sevişmeye gelen çift de yan yana santor çivisi gibi kıpırdamadan duruyorlar, bizim yüzümüzden sanmayın kesinlikle soğuk etkisi bu, kıpırdayacak halleri kalmamış. Film bitti bu arada Bakırköy'deyiz hem alış veriş yapar, hediye bakarız, hem de piyango bileti alırız dedik. Nimet ablanın sırasına girdik. Bana kalsa o kadar beklemem de Nuri çok inanır buranın uğuruna neyse bekliyoruz yanımıza iki tane sakallı uzun elbiseli tuhaf adam geldi. Bunları etrafta sıkça görmeye alıştık artık malum biz Müslüman ve gerici bir orta doğu ülkesiyiz ama bunlar bir de insanların hareketlerine karışma hakkını kendilerinde bulan tuhaf tipler olduklarından eyvah dedim al sana olay. Adamlardan biri Nuri'ye kardeşim ölümün gelmesi sana piyango çıkmasından daha yüksek ihtimal dedi. Nuri den akıllıca ve bilgece bir cevap beklerken ay sana ne be defol git başımdan, çocuk s.kip gebertseler çıtınız çıkmaz bizim piyangomuza taktınız bu yıl da." şeklinde bir cevap gelince adamlar da ben de bir adım geri attık. Adam anladı ki Nuri'ye bulaşılmaz bana döndü. "Hanım abla bak sen alma bari hem günah hem de çıkmaz çıkmaz." dedi benim önümde iki seçenek vardı ya ben de çirkef olacaktım ki Nuri çıtayı baya yukarı çekmişti ya da bunları hiç kaile almayacaktım çoğu insan da öyle yapıyordu. Ayrıca bana piyango değil ama şans topu çıkmıştı malum para parayı çeker hesabı. Ben cevap vermedim sıra da bana geldi bu hala kulağımın dibinde bıt bıt ötüyor, hepsini ver dedim gişedeki görevliye. Tam beş seri aldım, her yerim piyango bileti dolu sanki satıcı gibi gişeden ayrıldım ve kenarda çantama doldurmaya başladım. Gişedeki birkaç kişi beni alkışladı bazıları da bize kalmadı ama ya diye bıtbıtladı ben de parasıyla değil mi istediğim kadar alırım dedim, yürüdüm gittim. Sarıklı tipi kayıklar da ben hepsini alınca bana daha fazla bir şey söylemediler zaten Nuri bunlara ters ters bakıyordu yaklaşmak istemediler. Seneye bakalım neye takacaklar ah tabii çam ağacı almayın evinize komayın, üzerine süs takmayın günaaaah derler ama damacanalara, hayvanlara, çocuklara hallenirler. Karışmayın kimseye, insan olun, vicdanlı olun ki beraber yaşayabilelim. Bunları kim sokaklara salıp para veriyor acaba? İşte bu tiplerden doksanlarda asla olmazdı, hele ki şimdi yaptıklarını o zaman yapmaya kalksalardı, dayak yer, aşağılanır ve kovalanırlardı. Şimdi onlar değil biz onlardan çekiniyoruz resmen. Neden 90 ları özlüyorum alın bir sebep daha size.

Ben 90larda ilk-orta okul ve sonlarında lisedeydim, okulda da yılbaşı kutlanırdı o zamanlar yasak yoktu ve kura çekilir herkes birbirine hediyeler alırdı. Ne kadar sıcak ve sevimli bir adetti. Neden günah olsundu neden yasaklansındı? Ama bu zamanda yasaklandı.

Televizyonlardaki yılbaşı programları bile biraz abartılı ve özenti olsalar da daha sıcaktı. Şimdiki gibi tek kişi medya patronu kıvamında herkesi tek eline almamıştı, o zaman daha özgürdü sanat, yalakalık bu kadar ayyuka çıkmamıştı. Hele klipler, açın izleyin 90'lar kliplerini aşk, aşk gibi anlatılırdı, sevişme de olur öpüşme de, o yasak bu tahrik unsuru diye her şeye karışılmazdı. Gemiler diye bir klip vardır Orhan Atasoy'un açın izleyin ve bana dürüstçe söyleyin şimdi kimin bir tarafı yer öyle bir klip çekmeye? zaten çekse ne olur yayınlanmaz ki. Evet, teknoloji yoktu o zamanlar, ünlüleri tvden, dergilerden, sinemadan izlerdik. Haklarında fazla bir şey bilmez, bize gelenle idare ederdik. Şimdi bildik ne ne oldu? Hepsinin ne mal olduğunu öğrendik, onlar da gözümüzden düştü.

Aşk da başkaydı 90'larda. Beklerdik, gelmesini, camın önünden geçmesini, küçük notlar yazıp göndermesini, yeni çıkan cep telefonunun mesaj sesini. ( Benimki yeşil motorolaydı, tombik ve antenli, çok da tatlı bir mesaj sesi vardı ciricik ciricik diye. Hoşlandığım çocuk yazınca havalara uçardım.) Ne anlık fotoğraf gönder vardı ne de görüntülü konuşma, siyah beyaz o ekrandaki harflerle yaşardık aşkı da, heyecanı da, hüznü de. Ergendim ben daha ama çoğu şeyin de farkındaydım. 2000 den sonra 2001 geldi ya bir şeylerin bittiğini anladım. 90'larda ne kadar mutluydum dedim şimdi sanki pembeden griye geçtik. Ben üniversiteye başladım, yine keyfim yerindeydi ama sona yaklaştığımızın da farkındaydım. Sevgilimle öpüştüğümüzde öfkeyle bakan gözler çoğaldı, şimdi kızan, bağıran saldıranlar var ya işte o zamanlar onların temelleri atıldı. Nereye doğru gidiyoruz bilmiyorum da umarım 2010 lar ne güzeldi şimdi her şey yasak, kıyafetler tuhaf, sarıklar mecburi dediğimiz bir döneme hiçbir zaman gelmeyiz.

Yeni yıla gelince, hep aynı şeyler söylenir, dilenir... Benimkiler de farklı değil, huzur, sağlık, bol para ve aşk olsun hepimiz için ama en çok en çok da özgürlük olsun. Mutlu Yılar hepinize, seviliyorsunuz...

He-man ve Atılgan gelse de bizi bu saçmalıklardan kurtarsa keşke.

9 Aralık 2018 Pazar

Şeyma Subaşı Acun Ilıcalı'yı Aldattı Mı?

 Şeyma Subaşı, Acun Ilıcalı yı aldattı mı? Konunun uzmanı Madam olarak yorumluyorum. Şunu belirterek başlayayım yazıma, aldattıysa aldattı kime ne? Kimseyi ilgilendirmez. Kimse de kimseyi yargılayamaz, yadırgayamaz. Konunun şahıslarını incelemeye geçmeden önce kadınlar neden aldatır onu konuşalım.

A-Kadınlar aldatır çünkü intikam almak ister. Siz kızdırmışsınızdır, aldatmışsınızdır, fiziksel ya da psikolojik şiddet uygulamışsınızdır; aldatırlar. Ellerinden bu gelir, onlara göre en iyi intikam budur Hatta beraber oldukları yani intikam almak istedikleri erkeğin bir arkadaşı ya da yakınıyla aldatırlar ki canı daha çok yansın.

B-Başka bir sebep de kendisini önemli, değerli ve beğenilir hissetmek istemesidir. Bu biraz da içinde saklı olan aşağılık kompleksindendir. Zamanında yeterince güzel ve çekici bulunmamış kızımız biraz serpilip, talep almaya başlayınca bu gelen talepleri kaçırmak istemez ve beğendiklerini değerlendirir. ( Kadınların yüzde 80 civarı bu yüzen aldatır.)

 C-Diğer sebep aşktır... Ona söylenecek söz yoktur aşk gelince mantık da kural da tanımaz, kadın aldatır, aşık olduğu adam ona sahip çıkarsa onunla yoluna devam eder, çıkmazsa ya yalnız kalır ya da aldattığı adama kös kös geri döner.

Gelelim Şeyma Subaşı durumuna. Eğer Acun Ilıcalı'yı söylendiği gibi Çağatay Ulusoy ile aldattıysa, bu aldatma B grubu aldatmaya dahildir. Malum Şeyma Subaşı, ünlü, başarılı ve çok güzel değildi. Acun Ilıcalı ile ilişki yaşamaya başladıktan sonra hayatı da kendisi de değişti. Bu değişimi kaldırabildi mi? Ağır mı geldi? Her gün İnstagramda ne kadar mutluyum, tarzım, geziyorum dünyayı ohh mesajı vermek stress mi yarattı bilinmez ama etrafına bir sürü erkek topladığı kesin. Bu erkeklerden biri de Çağatay Ulusoy gibi yakışıklı ve ünlü olursa... tekrar hatırlayalım Şeyma eskiden olsa Çağtay'la selamlaşamazdı bile. Arkadaşız diyor velev ki doğru biz diğer ihtimal üzerine konuşuyoruz kusura bakma Şeyma. B şıkkını tekrar hatırlayalım, zamanında beğenilmemiş, geri planda kalmış, kompleksli kadınlar birden öyle adamların ilgisiyle karşılaşırlarsa karşı koymaz, koyamazlar. Ayrıca bunlarla beraber olurlarsa, yaptım canıma değsin aman aramızda kalsın demek yerine bunu herkes bilsin ve onları taktir etsin isterler. Daha doğrusu bakın bu adam beni beğendi ve benimle beraber oldu, beni tercih etti demek isterler. Bunu açıkça söyleyemeyecekleri için de instagramlarında o adamın vücudundaki dövmeyi yazı olarak paylaşırlar. Tesadüf de olabilir, ben aldatmıştır demiyorum ama B şıkkı diyorum, B şıkkı hiç şaşmaz...


Rengarenk Pejmürde Bir Madam ( Bu Halde Bile Talibim Çıktı)

 Dün sabah arkadaşlarımın ani bastıran ısrarı sonucu dışarıda kahvaltı yapmaya karar verdim. Baktım güneş sahte sahte gülümsüyor, ben de beni ısıtacak sandım ama yanıldım. İçimdeki ince badinin üzerine montumu geçirdim indim aşağıya. Kahvaltı yapacağımız yer evime çok yakın olduğundan yüzümü tokatlayan soğuğa aldırmadım sadece içeride yapalım mı kahvaltıyı dedim bizimkilere ama sigara içiyorlardı...Erkek tamam da sigara kokan kadın bence hiç seksi değil. Neyse dışarıdaki ısıtıcıya en yakın yerde oturdum ve kahvaltımı yaptım. Bizimkilerden biri dedi ki hadi şurada açılmış ayakkabıcıya da uğrayalım. Ayakkabı denilince benim de gözüm döner. Hadi bakalım dedik. Genelde evin etrafında sayılırdık İstiklal'e çıkmadık ama bildiğin dondum. İçime bir hırka bakayım dedim ne hikmetse her şeyi buldum ama bir hırka bulamadım. Sonra varlığını o ana kadar önünden defalarca geçmeme rağmen hiç fark etmediğim bir dükkana girdik. Dükkanın sahibi ellili yaşlarda bir adamdı. Dükkanda çaput vari örtüler, kıyafetler falan var ama sanki Türkler için yapılmış Hint kıyafetleri gibi yani benim hiç ilgimi çekmeyecek türden şeyler, o yüzden hiç fark etmemişim burayı. Bizim kızlar çaputlara hayran hayran bakıyor. Ay bundan örtü yaparım, bundan şal falan diye. Rengarenk örtüler işte, ben de bakmaya çalışıyorum ama nesine bakayım. Dükkanda ilgimi çeken tek şey kediydi, ben de onu sevdim. Üşüyorum.... Bunların duracağı yok, dedim en iyisi eve kaçayım ben. "Kızlar ben gideyim, yetiştirmem gereken işler var." "Olmaz daha sana göstermek istediğim bir yer var, hem biriyle tanıştırıcam." dedi içlerinden biri. Beni genelde yeni sevgilileriyle tanıştırıp, fikrimi sorarlar. malum bu konudaki ünvanım "uzman" ama ne uzmanıyım ben de bilmiyorum. Gördüm ki ben bizim hatunlardan kurtulamayacağım. Ağır grip olmak yerine hafif bir üşütmeyle atlatsam bari durumu diyorum. Öyle çıktım ki sadece içimdeki değil, altımdaki tayt da ince, titrediğimi belli etmemeye çalışıyorum etrafa. Çantamda yeni aldığım beremi buldum da kafama onu taktım. Kırmızı ucunda ponponu var çok tatlı bence ama altı şiş üstü kerhane miydi neydi öyle oldum. O söz öyle değil miydi yoksa? Ne bileyim aklıma bu geldi nedense. Neyse, dükkan sahibi amca yanıma geldi.

"Siz buraya gelmezdiniz hiç, şaşırdım görünce."
"Evet, hiç denk gelmedik." Dedim ne diyeyim şimdi sattığınız şeyler ilgimi çekmiyor mu diyeyim adamın yüzüne?
"O gün gerçekten çok üzüldünüz biz de bir şey yapamadık ama eşimle çok konuştuk ne yapsaydık acaba diye."
"Hangi gün?"
"Hani sevgilinizle burada kavga edip gittiniz ya."
Benim kafa hemen geri saymaya başladı ben kiminle bu dükkanda kavga etmiş olabilirdim ki. Haaa hatırladım Cihangirli Cihan'la beraber olduğum dönemde onun yine aniden bastıran kıskançlık nöbeti sonucu, önümüze gelen ilk dükkana dalmıştık. Sorun benim pantolonumdu ve inanın öyle açık maçık da değildi sadece yan tarafı dantelliydi ve küçük bir bölümdü. Ona takmıştı ama asıl derdi başkaydı, bana hükmetmek, egemenlik kurmak... Hatta buradan bu uzun şallardan almaya bile kalkmıştı bacaklarımı kapatmak için ben de kızmış, kabul etmemiştim. Amca onu hatırlamakla kalmamış bir de bana hatırlattı.

"Ha evet hatırladım ayrıldık biz geçmiş gitmiş önemli değil."
"O gün mü ayrıldınız?"
"Hayır ama o gün ayrılmalıydım aslında."
"Hayırlısı olsun hakkınızda."
"Oldu oldu böylesi daha hayırlıydı."
"Bir şeyler verelim size de."
"Tamam şal bakayım ben kalın olsun biraz."
"Hemen vereyim."
Adamın getirdikleri rengarenk ve dizime kadar inen örtülerdi yani aklımdaki şal fikri kesinlikle bunlar değildi ama daha fazla üşüyeceğime bari buna sarılırım dedim ve sarı, yeşil, kırmızı, pembe, mor ne kadar parlak renk varsa üzerine konmuş bir de desenlendirilmiş bir tür örtü alıp, sarındım. Benim kızlar bile onu almama şaşırdılar. Ne yapayım üşüyordum. Çıktık, kızlardan birinin beni tanıştırmak istediği kişiyi göreceğimiz yere gittik. Ben köhne bir kafe falandır diye düşünürken baya tarz bir yere geldik. Herkes şık falan ortam da şık ben içeride çingene falcı gibi rengarenk bir örtü ve kafamda kırmızı beremle kalakaldım. Oturduk bir masaya ben hala ısınamamıştım çünkü bu örtümsü şey o kadar da kalın değildi yine de ona sımsıkı sarılmıştım. Böyle üşüdüğümde en son Kıbrıs'ta bir otelde daha doğrusu kumar salonundaydım. Üzerime bir şey almamıştım ve güya yaz ayındaydık ama hem rüzgarlı hem de soğuktu, kumar salonu da klimalı olduğundan dondum, garsondan bana bir şey bulmasını istedim o da böyle bir örtü bulmuştu ama neyse ki o tek renkti sonra beni duyan bir centilmen ceketini vermişti ben de ona vermiştim... neyse bu başka bir konu.

Arkadaşın yeni sevgilisine şöyle bir bakayım da kaçayım dedim adam yanımıza geldi. Genç, yakışıklı ve bu mekanın ortağı. Ve asıl bomba beni bu adamla tanıştırmaya getirmişler. Beni kim bilir ne övdüler adama. Ben de karşısında rengarenk ve pejmürde halde oturdum. Havadan sudan, ne iş yaptığımızdan konuştuk. Sonra başıma saplanan ani ağrıyı bahane ederek oradan kaçtım. Eve geldim, hemen sıcak bir bitki çayı yaptım ve ısıtıcıyı sonuna kadar açtım. Kız arkadaşım aradı, adam beni beğenmiş. Hangi adam haaa öyle mi sebep? diyebildim. Benim için kendine has ve değişik demiş bir de moda anlayışıma bayılmış, böyle giyinen kadınları çok beğenirmiş, Hintli kadınlar gibi demiş. Beni hep salkım saçak, rengarenk giyinen bir kadın sandı ve o tarafımı beğendi. Baştan yanlış başlayacak bir ilişki işte. Başlayacağı falan da yok tabii.  Etrafındaki süslülerden farklı gördü o kadar, bilmiyor ki ben onlardan da süslüyüm ve sanırım fena halde üşüttüm.

23 Kasım 2018 Cuma

İçimdeki Kaltakla Öpüştüm

 -Bir yaş daha büyüdün ama tek zerre büyüyemedin. dedi içimdeki kaltak, haklıydı da partimin tam ortasında çıktı geldi. Ev partisiydi, dostlarım düzenlemişti, geçen Pazar ayın 18'iydi. Kafam hafif dumanlı, dumana da atmamak gerek suçu biraz alkollü ama aslında alkol de değil tek sorumlu, geçen yılların üzerime bıraktığı sarhoşluğu... Bunca yılda ne güzel dostlar biriktirdim, ne çoğunu batırdım, kaç kişiyi hayatıma aldım, bazen onlar beni, bazen de ben onların hayatını becerdim. Kaç aşk sığdırdım şu kalbime ama yorulmadım hala da hevesliyim aşka en çok buna şaşarım.
-Mutlu musun bari? Dedi içimdeki cadı. Gözlerini dikti gözlerime, üzerime eğildi. Ne kadar da güzeldi, içimden çıkıp şöyle bir dolansa bütün İstanbul peşinden gelirdi.
-Mutluyum dedim ama mutluluk nedir?
-Ne dedin canım dedi yanımdaki.
-Sana demedim. dedim.
-Söylesene içimdeki kaltak mutluluk nedir?
Etrafını süzerken bana döndü ve yine üzerime eğildi.
-Tam bu anda hissettiğindir. Ne hissediyorsun? 
-Keyifli...
-Kaç kişiyi özlüyorsun? Kaç kişiyi seviyorsun? Kaçını yaptın istediklerinin, kaç kişinin bir şeyi oldun gerçekten, kaç yılın kaldı daha geriye, kaç yıl daha saklayacaksın beni içinde?
-Daha doymadım hiç birine, sana bile kal içimde biz böyle iyiyiz.
-Seviyorum seni, senin zor ama eğlenceli halini.
-Biliyorum cadı.
-Kızım sen kiminle konuşuyorsun? Bu kez gelen Nuri'ydi.
-Hiç öyle kendi kendime.
-Kafası güzel oldu bunun iyice. dedi güldü. İçimdeki Kaltak yanıma oturdu ben de omzuna dayadım başımı.
-Yalnız mısın sence?
-Sen içimde durmadan konuşurken mi?
-Çok mu etkiliyorum seni? Ben olmasaydım bir kocan, çocukların, normal bir hayatın olur muydu?
-Olurdu da adı mutluluk olmazdı, ben seninle mutluyum.
Güzel gözlerini gözlerime dikti, iyice yaklaştı.
-Ben de seninle mutluyum, iyi ki doğdun.
Öpüştük... Kimi hayal der, kimi dumanlı kafanın etkisi ben o gece içimdeki kaltakla öpüştüm ve iyi ki doğmuştum...

13 Kasım 2018 Salı

Adını Söylersen Popona Musallat Olur

 

The Haunting of Hill House diye bir dizi var denk gelmişsinizdir. Ben de ona sardım ve soluksuz izledim, bir gece yalnızdım o da ne ben ki kimseden korkmayan Madam Marin, korkmuş muydu? Boş kalmayan evimde nasıl olduysa o gece yalnızdım ve ışıkları kapatıp, kedim yanımda izlemeye daldım. Bir karaltı mı geçti? Aynada hareketlenme mi oldu? Ne oluyor yahu? Kalktım tüm ışıkları açtım ama ürpertim geçmedi, kimi çağırsam gelirdi bu saatte? Hadi gelecek adam çok da ben saçlarım kirli, bakımsız bir haldeyim, gelen de ah canım korktun mu sen gel sarılayım da uyu demez, rahat durmaz biliyorum; gerçi o dursa ben durmam, ne yapacağım şimdi? Evin içinde volta atmaya başladım, telefon elimde. Zırr kapı! O kadar gerilmişim ki kapı çalınca çığlık attım. Açtım kapıyı acaba hangisi hissetti de geldi yardım çağrıma diye bir baktım ki gecenin ikisinde Nuri kapımda. 

-Hayırdır Nuri?

-Kız Marimar çok kötü bir şey oldu.

-Ne oldu gel geç anlat hemen, bir kahve yapayım sana , iyi ki geldin.

-Ne meraklıymışsın bu saatte sohbete. Dedikoduya gelmedim gerçekten derdim büyük.

-Aman ne güzel işte, anlat uzun uzun.

-Neyin var senin?

-Beni boş ver senin neyin var anlat hadi.

-Popomda pıtırcık çıktı, kocaman hemde ne yapacağım ben Marin?

-Pıtırcık mı? Hemo xcroid mi?

Ellerini yüzüne götürdü ve çığlık attı.

-Ayyy söyleme o kelimeyi, yaşlı ibnelerde olur o. Ben daha o kadar yaşlanmadım.

-Alemsin Nuricim doktora gitsene.

-Domalamam ben doktora.

-Domalmak dert olmazdı genelde senin için ama. (Güldüm)

-Ben orama bıçak falan değdirmem.

-yahu artık lazerle yapıyorlardır.

-Lazer de sokturmam, sokturmak senin için dert değildir normalde deme.

-Tamam demiyorum.

-Her şeyi denedim, saraçoğlu mudur nedir bir çay önermiş onu yaptım pamuğa banıp popoma soktum.

-Öyle mi yapın demiş?

-Hayır o için demiş de tadı çok kötüydü ben de popoma soktum, gittim eczaneden o tür kremlerden aldım hani onlardan işte.

-Hemoroid kremi.

-Ya söyleme şunun adını.

-Sanki ruhsal bir yaratık da adını söyleyince musallat olacak Nuri, hemoroid desem ne olur.

-Olsun deme işte. Geçmedi ne yaptıysam Marin, sevişemiyorum ben ne yapıcam?

-Ne zamandır var bu?

-İki hafta kadar.

-Tamam bekle, el sürme, bir şey de sokma, kendiliğinden inmiyorsa doktora gideceğiz beraber tatlım, yoksa seks hayatın biter.

-Ah zaten bitti, bu halde hiçbir şey yapamıyorum, rezil olurum gören olursa.

-Haklısın Nuricim, iyi ki geldin.

Sarıldım, normalde bu popo muhabbeti beni bu kadar mutlu etmezdi ama o kadar korkmuştum ki hiç gitmesin istedim, sabaha kadar gitmedi. Aman siz de sesli olarak hemoroid demeyin yoksa musallat olur poponuza.

 

8 Kasım 2018 Perşembe

Sıla Mı Ahmet Kural Mı Hangisi Haklı?

 Son günlerde kadına şiddet denilince akla gelen iki ünlü isim; Sıla Gençoğlu ve Ahmet Kural. Ne yazık ki şarkıcı Sıla, oyuncu Ahmet Kural'dan öyle ya da böyle şiddet gördü. Şiddet sadece vurmak, yumruklamak, yere atmak, itmek, tekme atmak değildir. Sözle de hatta bir bakış, bir ifadeyle de şiddet gösterebilir insan karşısındakine hele ki bir erkek, kendisini seven, değer veren bir kadına tek bir söz ve küçümser bir ifadeyle, binlerce tokat atabilir. Sıla'nın vucudunda morluklar var, Ahmet Kural vurmadım yere düştü diyor, alkol de varmış. İşin bu kısmının doğruluğu adli makamların işi ancak dikkatimi çeken nokta şu; Ahmet Kural ifadesinde Sıla'nın ayrı kaldıkları dönemde başka bir adamla beraber olduğunu itiraf etmesi üzerine çıldırdığını ve tartışmaya başladıklarını, sonuçta da Sıla'yı evden kovduğunu, Sıla'nın gitmek istemediğini belirtmiş.

Ayrıyken Başkasıyla Olmak Aldatma Sayılır Mı?

İki sevgili ayrıyken, kadın başkasıyla görüşmüş, barıştıklarında da bunu itiraf etmiş. Tamam can sıkıcı bir durum, kadın da erkeğin bu dönemde başkasıyla olmasına bozulur, kızar ancak şiddet uygulamak nedir? hakkı var mıdır? Asla yoktur. Siz ayrıydınız o dönemde, nokta! Hadi kızdın, konuşmak istemedin, hatta ayrılmaya karar verdin ve kadını evinden kovdun. Orada hala kalmaya çalışan kadın, seni seven, kaybetmek istemeyen kadındır. Onu itip kakacağına, kızıp bağıracağına bunu neden yaptığını anlamaya çalış. Belki senden ayrı kalmak onu çok üzdü ve teselliyi başka kollarda aradı. Zaten teselli olmamış ki tekrar sana döndü. Ayrıca Ahmet Kural, ifadesinde herkesin kendi ayıbı demeliydim ifadesini kullanmış. İşte yine kadını aşağılayan ve hemen yafta yapıştırtan bir cümle. Kadın bir ayıp işledi, çok kızdım ve haklıydım demek istiyor. Toplumu da buna ikna ediyor, en azından bir kısım ikna oldu bile. Kadın aldatmış, bak başkasıyla beraber olmuş, adam ondan öyle yapmış diye. Ayıp ne demek? Bekar bir kadın beğendiği bir adamla beraber olabilir. O sırada sen hayatında mıydın? Değildin. Sonrasında hesap soramazsın bile. Ne öncesini ne de sonrasını soramazsın, sen şu an hayatındaysan şu andan sorumlusun. Değil şiddet uygulamak, bağırmak, hakaret etmek, imada bulunmak, küçümsemek... aslında hesap bile soramazsın çünkü ayrılmışsın. Barıştıktan sonrası seni ilgilendirir. Tamam öğrendin ve kızdın medeni bir şekilde düşünmek için süre iste, saldırma, acıtma... Hemen Sıla'yı itibarsızlaştırayım da ben haklı duruma düşeyim deme. Bizim toplumumuz zaten kadını çok çabuk harcar, hemen yollu yaftası yapıştırır, yapmasaymış, yatmasaymış der. Bunu bilip buradan vurma. Sen her şekilde Sıla'ya vurdun Ahmet Kural, elini hiç kaldırmamış olsan bile vurdun!

Sıla'ya Not: Dürüst, mert kadınsın tamam Sıla da ne diye ayrıyken başkasıyla beraber olduğunu itiraf ediyorsun? Bir söz var hiç mi duymadın üzerinde yakalansan inkar edeceksin. Hele ki bizim ülkemizde bu böyle: O zaman ayrıydık, kafam karışıktı, seni özlüyordum... Ne dersen de bizim erkeklere sökmez karşında İtalyan Massimo yok ki Ankaralı Ahmet Kural var ne bekliyordun? Bak Gülben Ergen'e kaç şekilde yakalandı hala katıldığı programlarda konu neydi diyor. İnkar et güzel kardeşim, dürüst olmak yaramaz bizim erkeklere bir de o boy posla çakamadın mı bir tane şu Ahmet'e?

Erkekler Kadınların İlk Neresine Bakar?



 Erkekler üzerine yapışmış bir önyargıdır; erkekler, kadınların göğüslerine ya da kalçalarına bakar ilk diye.  Peki, öyle mi gerçekten? Yoksa erkekler için göğüsler ve kalçalar ne kadar önemli olursa olsun kadında ilk dikkat ettikleri yerler farklı mı?
Evet, erkekler göğüslerden etkilenir ve çok çekici bulurlar. Kimi büyük, kimi küçük göğüs sever. Bazıları da göğüs olsun da büyük küçük fark etmez der. Karşılaştıkları bir kadının göğüsleri çok dikkat çekiciyse ve bunu ortaya koyan bir dekolte giymişse elbette dikkatleri o bölgeye kaymaktadır ama erkeklerin büyük bir oranı kadınlarda ilk önce göğüslere değil, gözlere bakmaktadır.

Gözler En Etkileyici Yer
Gözlerinden ve bakışlarından etkilenmedikleri bir kadının ne kadar güzel ya da seksi olduğuyla ilgilenmediklerini söyleyenlerin sayısı bir hayli fazla. Bunun nedeni de gözlerin zekâyı ve karakteri yansıtıyor olması. Boş bakan bir kadınla ne konuşabiliriz? Günün sonunda ne kadar güzel göğüslü ya da kalçalı olursa olsun, o gözlerin sahibiyle sohbet edeceksin ve edemiyorsan, sana boş boş bakıp, anlamsız cümleler sarf ediyorsa, bir an evvel yanından kaçmak istiyorsun diyor erkekler.
Güzel gözler ve etkileyici bakışlar erkeklerin ilk ilgisini ve dikkatini çeken şeyler, peki dudaklar? Erkekler yine sanılanın aksine kadının yüzünde tek bir noktaya odaklanmak yerine yüzünü bütün olarak algılıyor ve beğenmek istiyor. Kalın dudak seven de var, küçük ağızlı masum bir surat da. Önemli olan yüzün uyumu ve güzelliği. Güzellik diye de tutturmuyorlar aslında, yine konu bakışlara, gözlere ve o gözlerin sahibinin zekâsına geliyor.

Zeka Kalçadan Daha Seksi
Zeki bir kadın, koca göğüslü, kalkık popolu bir kadından çok daha seksi geliyor erkeklere. Evet, ilk anda bu özelliklere sahip bir kadın yanlarından geçerken bakıyorlar ama zekice söylenmiş bir söz ya da espri erkekleri daha fazla etkiliyor. Bu arada erkekler saçlara da çok önem veriyor. Okşamayı ve tutmayı sevdiklerinden midir bilinmez ama rengi ne olursa olsun bakımlı ve güzel saçlar görmek istiyorlar.

Peki Kadınlar Erkeklerde İlk Nereye Bakıyor?
Ben kendi adıma bütün olarak algılayıp sonra parçalara bölerek değerlendiririm. Yüzünün, vücudunun uyumu ve itici gelmemesi önemli. Bununla birlikte vücut dili, giysileri, ses tonu, davranış ve hareket biçimi de bir bütündür ve buna göre değerlendiririm. Güzel göz, kişiden kişiye değişir. Renkli göz güzeldir denemez, önemli olan güzel bakan, anlamlı gözlerdir. Bu konuda iki cins de hem fikir bu kadarını söyleyebilirim.

Ötekiyiz Hepimiz

   Bu ülkede kadın olmanın zorluğu ortada; ayrılmak istiyorsun öldürülüyorsun, istediğini giyiyorsun diye şiddet görüyorsun. Erkek egemen bi...