Soru ve yorumlar için madammarin@gmail.com

12 Eylül 2018 Çarşamba

Just Do Sex 69

 Temizlikçimden bahsetmiştim, kocasıyla sorunları var daha doğrusu adamı zaten boşuyor da adam bundan ayrılmak istemiyor. Araya akrabaları, tanıdıkları sokup artık değiştim diyormuş. Önceki yazıyı okumayanlar için hatırlatayım kıza grup yapalım demiş kızcağız da bu tür durumlara açık olmayan biri olduğu için kabul etmemişti. Geçen hafta yine geldi, ne yaptın boşanma işini dedim. Boşanmamak için çok diretiyor, babası geldi oğlum çok değişti dedi ama ben değişmediğini biliyorum dedi ve bana instagram hesabını gösterdi. just do sex 69 amcamın adı, bir de tipi görseniz. Ah be salakçım hadi kafana vurdu anladık, hadi açsın, sapıksın, aklın hep onda onu da anladık da böyle salak bir şeyler karalayıp bari kendi fotoğrafını koyma. Bir de İngilizce yazınca daha mı havalı olacak sandı ne yaptı. Sonunu anladım seks diyor dedi kızcağız, ben de evet 69 da bir pozisyon zaten dedim, şaşırdı bilmiyormuş. Nasıldır ne şekildedir detayına girmedim, zaten o da sormadı. İki zıt insan evlendirilmiş, adam hayatı boyunca yasak ve günah diye uyarılar almış, baba zaten hacı. Tamam bu durumdasın da biraz dikkat etsene, bir de kendi oğluyla yazıştığı facebook sayfasını gösterdi ki o da bir felaket big request adı ve fotoğraf bir kadın memesi. Senin büyük arzuların varsa, sekiz dokuz yaşındaki oğluna ne, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bu kadına ne? Derdin neyse içinde yaşa, yapıyorsan da gizliden yap. Evet eşler arasında fanteziler olur, uyumlularsa çok da iyi olur ama bir taraf istiyor diğer taraf istemiyorsa kimse kimseyi zorlayamaz, rahatsız edemez. Bu durumda da en iyisi ayrılmaktır.

Bu adamın tek olayı sapıklığı da değil, karısı uyurken iç çamaşırlı fotoğraflarını çekip köyden ortak tanıdıkları bir adamla karısıymış gibi konuşup para istemiş ve almış. Aylar sonra adam kızı aramış ve hadi ne zaman buluşuyoruz deyince bu da ne buluşması abi demiş de öyle ortaya çıkmış durum. Ayrıca kızın yeğenini de taciz etmiş, taciz ettiği kız on dokuz yaşındaymış. Bir gece onlarda kalmış, adam da örtüyü açıp bacaklarını okşamış, kız korkudan bir şey dememiş sabah erkenden kaçmış, annesi benim temizlikçime durumu anlatmış. İflah olmaz bir sapık mı yoksa hasta bir ruh mu karşımızda? Cevap vereyim bu adamın acilen tedaviye ihtiyacı var. Olayı sadece cinsel açlık değil, hatta iddia ediyorum bunu alıp bir grup partisine soksanız hiçbir şey yapamaz. Hayalleri, açlığı, fantezileri en çok da yasak delmeye olan merakı onu bu hale getirmiş bir yuvayı da yerle bir etmiş, yazık.

23 Ağustos 2018 Perşembe

Hepiniz Madam Marin'siniz Korkmayın

 Hepinizin bayramını kutlayarak başlıyorum yeni yazıma. Merak edenlere beyan edeyim Mature ile çalışmaya devam ediyorum. Tuhaf bir şekilde bana iyi ve ilgili davranıyor ayrıca da çok anlayışlı. Herhalde artık Kıvırcıkla aramda bir şey olmadığını ve olmayacağını anladı ve rahatladı. Marin de kafa kızmış aslında arkadaş olabilirmişiz diye düşündü. Ben çok uzun olmasına rağmen kurban bayramlarında tatile gitmem hatta dışarı bile çıkmam, batıl inanç ama korkuyorum çok ölen oluyor malum, kazalarda vs. Bu yüzden evde dinlenmeye karar verdim, akraba ziyareti falan da yapmam, hayatımdaki adamın ailesine de gitmem ve aramam ve hemen bu yüzden mimlenirim aman çok da tın. Evlenip çocuğa karışmak ve kocama ne yemek yapsam derdine düşmek gibi bir niyetim yok, ben o yapıda bir kadın değilim. İnsanlar hayattaki yollarını kendilerine en uygunu neyse öyle seçerler, ben özgür bir kadınım, kimsenin kölesi olamam. Çocuk yaparım belki ama eş olmam, olamam.

Gelelim asıl merak ettiğiniz ve bana maillerde sorduğunuz soruya, evet şantaja uğradım. Bir olta attı geri çekildi daha doğrusu eski ve hatırladıkça lanetler yağdırdığım sevgilim demeyeceğim, tanıdığım. Ben ona suç duyurusunda bulunurum demedim, sadece beni tehdit mi ediyorsun dedim nasıl algılarsan dedi. Ben de peki dedim. Ondan  sonra sesi soluğu çıkmadı, herhalde blöfünü gördüğümü düşündü ya da param yok sandı, bilemiyorum. Epey bir susmuştu ki dün yani bayramın ikinci günü mesaj yazdı Wtsupdan mutlu bayramlar Marin diye. Yüzsüz de sanki bana şantaj yapan o değilmiş gibi mutluluk dileyebiliyor. Çok öfkeli ve doluyum bu şahsa karşı, önce üzüldüm başıma gelene ama inanın şaşırmadım da. Karakterini bildiğim kişi ve ondan tam da beklediğim bir davranıştı. Nuri yanımdaydı sakın cevap verme, mahkemeye verince cevap verdiğin konuştuğun ortaya çıkarsa, dezavantajlı duruma geçersin dedi. Cevap vermedim ama o durmadı.
"Hayırdır, iyi misin sesin çıkmıyor." yazdı, dayanamadım. Onu tahrik edecektim ki bana iyice şantaj yapsın ben de suç duyurusunda bulunayım çünkü ilk yazışmayı ne yazık ki sildim.
"İyiyim ucuza bir yazlık düşürdüm de onun alış işlemleriyle uğraşıyorum."
"Hadi ya nerede yazlık?"
"Foça da eski Foça."
"Kaça düşürdün?"
"1200 dü ama malum satışlar durmuş durumda 900 e bağladım evi görmen gerek muhteşem bir şey."
"900 ne bin mi?"
"Evet çok iyi değil mi?"
"Vay be."
O kadar sonra tık yok, yazmasını çok bekledim, madem sende 900 var bana 130 unu ver de kumar borcumu kapatayım demesini yok vermezsen fotoğraflarını yayınlarım yok sana şöyle yaparım gibi atıp tutmasını çok bekledim ama yazmadı. Ya niyetimi anladı ya da başka bir plan kuruyor kafasında çünkü beni tehdit edebileceği bir şey de yok aslında ama para almak için her şeyi yapacak durumda. Neyse ki yaşadığım yeri aşağı yukarı bilse de evimin tam yerini ve açık adresimi bilmiyor. Bilse ne olur, gelse ne olur? Korkmuyorum. Siz de korkmayın, bu şekilde tehdit ve şantaja uğrayan binlerce kadın var ülkemde, biliyorum. Sakın korkmayın ve bunlara pabuç bırakmayın, gidin savcılığa suç duyurusunda bulunun. Tırsmayın, saklanmayın, aman istediğini vereyim de gitsin demeyin çünkü bir kere istediğini yaparsanız onun ömür boyu kölesi olursunuz. Hepiniz Madam Marin'siniz korkmayın, savaşın!

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Toplu Mu O Da Ne?

 Bana temizliğe gelen bir kız var, daha öncekini kedimi tekmeledi diye kovaladım ve mizacımı bildiğinizden ne şekilde kovduğum detayına girmiyorum, tahmin ediyorsunuzdur. Sonrasında aradı, özürler diledi, nolur devam edeyim dedi; engelledim. Bu kızı da bizim apartman görevlisi önerdi, deneyelim dedim, memnun kaldım. Doğulu ama buraya yerleşmiş, iki oğlu var, boşanma sürecinde... Çok iyi çalışıyor, eli çabuk ve önceki gibi yok kahve, yok kahvaltı, istekler bitmez ama doğru düzgün çalışmaz biri değil. İyi niyetli, hayvan sever, bu kızcağızı o yüzden çok sevdim; adını veremeyeceğim için isim takayım Ayşe olsun. Bizim Minel meraklıdır neden boşanıyorsun diye sordu, kocam sapıktı dedi sustu. Şimdi Minel'in de benim de aklımıza nasıl sapıktı acaba diye takıldı tabii. Sapıklık bu çeşit çeşit. Geçenlerde yine geldi, Minel yine konuyu açtı.
-Anlatsam inanmazsınız, anlatılacak gibi değil ki. dedi. Minel de ısrar etti anlat anlat inanırız diye. Ayşe bana döndü ve "insan namusu için yaşamaz mı Marin Hanım, toplu ne demek?" dedi. Önce anlamadım, aklıma top falan geldi dedim herhalde top fetişi var. Grubu sapkınlık olarak görmeyi bırakalı çok oldu çünkü. Minel de anlamamıştı.
-Nasıl toplu?
-Toplu işte başkaları da olsun diyor.
-Başka erkek mi olsun çift mi olsun diyor? Diye sordum konuya hakim duruşumla.
-Bilmiyorum o daha der demez ben konuyu kapattırdım. Bir kere daha söyledi ben zaten babasına falan şikayet ettim.
-Böyle fantaziler olabiliyor ama evliliği renklendirir. Dedi safça Minelcim.
-Öyle renk mi olur Minel Hanım kim kiminle belli değil.
-Demek böyle bir isteği var sana açmış, ısrar ettiyse yanlış tabii ama fantazisi var diye de adam boşanmaz ki.
-Yok günahını alamam ısrar etmedi.
-Eve erkek getirdi mi?
-Hayır getirmedi ama bir tek o değil ki başka sapıklıkları davar. Çocuklar görmüş soyunmuş pencerenin önünde dans etmiş.
-Niye?
-Bilmem.
-Teşhirci. Teşhirciler aynı zamanda eşlerini teşhir etmeyi, onların beğenildiklerini göremeyi de severler ve sonraki adım da paylaşmaktır. dedim yine konuya hakim edamla ee olsun o kadar kaç kişiyi dinledim böyle, kolay Madam Marin olunmuyor.
-Neyse ne benden uzak olsun da artık bitti bu iş. dedi biz de konuyu kapattık.

Şimdi bu adam sapık mı? Bence tartışılır, elbette bir tarafın istemediği hiçbir şeyi diğer taraf yapmamalı ve yapmaya zorlanmamalıdır ama bu sapık diye de damgalayıp bir de boşamak çok doğru değil. Bunu anlayacak biri değil Ayşe, çok katı kesin çizgili doğruları var, böyle bir kadına değil grup seks yaptırmak bundan bahsetmek bile yanlış, kısaca kocası baştan yanlış yapmış.

5 Ağustos 2018 Pazar

Utandım...

 Utancımdan Nuri'ye bile söyleyemedim. Böyle şey nasıl söylenir? Nereden başlanır ki? Bana söyleyeceklerini de biliyorum: nereden buluyorsun bu adamları? Sen böyle biriyle nasıl beraber olabildin? Sende hiç akıl yok mu? Uzak dur ondan, polise git! Bunları ben de kendi kendime tekrarladığım için bir de Nuri'den dinlemesem de olur dedim. Durgunum, gerginim, havuza gidelim, gece çıkalım, gezelim tekliflerine tepkisizim; dikkat çektim.

-Neyin var senin? Annen de iyi artık neden keyifsizsin? Dedi Nuri, dayanamayıp dün gece.
Böyle şey nasıl söylenir, aklımda cümleyi kurarken bile utanıyorum, düşünün ben utanıyorum.
-Tehdit edildim. dedim yarı duyulur bir sesle, sanki duyulmazsa gerçek olmayacakmış gibi.
-Ne anlamadım, kim tehdit etti?
-On yıl kadar önce beraber olduğum biri.
-Eeee derdi neymiş?
-Boş ver.
-Kızım söylesene derdi neymiş, neden tehdit ediyor?
-Tehdit de değil doğru kelime şantaj yapıyor.
-Ne diyor?
-Senin bende fotoğrafların var, sevgiline ailene, yollarım sosyal medyada Madam Marin işte bu diye yayınlarım diyor.
-Yayınlarsa yayınlasın a..na koduğumun çocuğu, daha iyi reklamım olur deseydin.
-Demedim.
-Ne dedin?
-Beni tehdit mi ediyorsun dedim, ben alacağıma bakarım dedi.
-Neymiş alacağı? seninle beraber mi olmak istiyor?
-Hayır Nuri, para istiyor.
-Ne kadar istiyor?
-130 bin.
-Ne kadar ne kadar? Kafayı mı yemiş lan bu herif?
-Kumar oynamış batmış, çocuğu da var; zor durumdaymış aklına ben gelmişim. Marin de her daim para vardır demiş, bana ulaşmış. En kötüsü de ne biliyor musun? Bana yazınca, hala onun için bir anlamım var da unutamadığından yazıyor sandım, meğer onun için hiç değerim olmamış.
-Marin bırak kadın kadın düşünmeyi, başlarım anlamına, böyle karaktersiz için anlamın olsa ne olacak. Kalk çabuk polise şikayet edeceksin.
-Sustu şimdi devam ederse tabii ki edicem.
-Sakın beş kuruş vermeyi düşünme bile
-Hayır vermem, verirsem hayatı boyunca tehdit eder, para tırtıklar benden.
-Gerçekten görüntülerin var mı elinde?
-Bilmiyorum, sanmıyorum.
-Ya tutarsa diye olta atıyor işte. Sen bunlara pabuç bırakacak kadın değildin ne oldu sana?
-Benim için özel olduğunu düşündüğüm, özel olduğumu sandığım bir ilişkiydi. Çok şey yaşayıp, çok acı çekmiştik. Şimdi beni sadece bir para kasası olarak görmesi koydu.
-Sen önlem almazsan daha da koyar. Bırak saçma duygusallığı, regli döneminde misin nesin? Ver şunun numarasını arayıp konuşayım ben, bak bir daha sesi çıkıyor mu?
-Gerek yok, umursamayınca benden bir şey koparamayacağını anladı, zaten blöf yapıyordur. Dedim ya bu duruma düşmek koydu bana. Bir de çok utandım.
-Sen niye utanıyorsun? Hayatına giren kadına şantaj yapacak kadar şerefsiz olan o, bırak o utansın. Sıkma canını.
-Tamam.

Utandım... Kendimden utandım onunla olduğum için. Ondan utandım, böyle karaktersiz bir kumarbaz olduğu ve bana değer vermediği için. Hayattan utandım bu kadar zor olup, insanları her yolu deneyecek kadar yokluğa sürüklediği için. Bedenimden utandım zamanında ona verdiğim için. Kalbim? Artık onu hissetmiyorum bu yüzden de utanmıyorum ondan, son parçası kim bilir nerede, kimde kaldı. Utandım Nuri, en çok da senden utandım, böyle bir arkadaşın olduğu için. Aciz, karaktersiz, şerefsiz adamları arayıp bulup, hayatına aldığı için.



30 Temmuz 2018 Pazartesi

İnadına Kadının Adı Var


 İçimden yazmanın bile gelmediği bir dönemden geçiyorum, sanmayın ki sizi unuttum ya da artık yazmayacağım. Yazmak nefes almak gibidir benim için tabii ki yazacağım. Yara aldım, yaraladım, yaralarımı sardım, ayağa kalktım. hayat sürekli bir kavga edip, yere düşüp, toparlanma hali değil mi zaten. Çok şeyle uğraşıyorum; hastalanınca zaten zor olan bir kadın olan annemin ekstra zor oluşuyla ve bu durumun hayatımı zehir etmesiyle, ne yazık ki Yunanistan yangınında bir arkadaşımı kaybetmiş olmanın hüznüyle ( Yorgo değil, Stavros'un yakın arkadaşı, ben de tanıyordum.) Ayrılmaya çalıştığım ve benden ayrılırsan intihar ederim diyen sevgilimle (eder mi? Sanmam ama ya ederse?) Matureyle, gerçi bana karşı çok anlayışlı davrandı. Kaç kere aradı annemi sordu ama Kıvırcığın da geçmiş olsun dediğini öğrenince yine düşman moduna geçip beni işlere boğdu. Bir süredir freelance çalışıyorum, annem bende kalıyor, onunla ilgileniyorum çünkü.  Malum istifa edersem ceza öderim, o da kovmuyor, böyle sürüncemeli bir durumdayız. Annem kızım ödesene ne kadarsa, paran mı yok diyor ama ben kendime bu yenilgiyi yediremediğimden ödeyemiyorum. Tatile bile çıkamadım, belki halamın yanına Karasu'ya kaçarım birkaç gün. Çocukluğumda çok kişiyi yutmuştu, hep kötü hatırlarım orayı bu yüzden ama dalgakıranlar yapılmış bakalım, belki boğulmayız. Sahi hayat için neden dalgakıran yok. Dalga dalga gelen sorunlar için olsa mesela da en azından hepsi bir anda gelemese.

Bugün de yazmazdım aslında da Duygu Asena'nın ölüm yıl dönümü. 30 Temmuz 2006 da kaybettik onu. Ne acımıştı içim, aklı havada bir kızdım hala ama onun kitaplarında nasıl da mutlu olurdum ve düşerdim derinliğine. Hatırlarım hiç bitmesin isterdim, bitmesin diye yavaş yavaş okurdum, sonra ne olduğunu merak etsem de. Aynada Aşk Vardı kitabıydı ilk okuduğum kitabı, üniversite de, on yedi yaşında bir kızdım. Çok beğenmiş, hatta ilk kez bir kızı öpmeyi merak etmiştim. Yaptım mı? Çok sonra, çok da sevmedim ama denedim en azından. Ben kitaplarındaki özgür ruhu sevdim, bir kadının istediği her ortamda, her kentte ve her yürekte özgür olmasını, kendi olmasını sevdim, buna özendim. Öyle de oldum, kendimi sevdim, kabul ettim, aşkı yaşarken kendimi ezdirmedim, sonunda başım dik kapıdan da, aşktan da çıkmasını bildim. En çok yazmayı sevdim onun gibi, en çok da bu uğurda savaş verdim, veriyorum. Erken bir vedaydı onunki, tüm vedalar gibi. Daha çok kitap yazardı, yazacaktı. Bayrağı biz devir aldık, müsaade ederse, biz yazıyoruz. Onun gibi güçlü, bağımsız, zincir vurulamayan kadınlar.  Bilmem bir gün ben de köşe yazar mıyım, benim de onunki kadar öncü, meşhur romanlarım, kitaplarım olur mu? Umarım olur, umarım o'na yaklaşırım ve bir gün bir evrende karşılaştığımızda bir imzasını alırım.

 O, her koşulda yazdı. Ben karşıma çıkan üç beş sorunda neden yazmaktan soğuyayım, inadına yazar, inadına yaşarım. Onun dediği gibi bir ortamda mutlu değilsem, belki hemen değil ama çok kısa bir sürede kaçar giderim. Güçlüyüm ve çok uzun süredir kendi kendime yetiyor, kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Ve inadına Kadının Adı Var. Bu kadınınki de Madam Marin-Marin Milas. Ne adımızı ne sesimizi ne yüreğimizi bastıramayacaklar! Huzurda uyu Duygu Asena üstat.

5 Temmuz 2018 Perşembe

Hadım Edilmeliler

 Bana bazen mail gelir. O kadar zor durumdadır ki bu mail sahibi adamlar düz duvara tırmanmaktadırlar. Çoğu da evlidir hani ama ya karıları hamiledir ya da artık karıları vermemektedir bunlara, istedikleri ilgiyi. Etrafta da güzel kadınları gördükçe, azarlar da azarlar ama o kadınlar bunlara bırakın vermeyi, bakmazlar bile. Ne yapsınlar? Escort tut bana ne dedim bazılarına. Escort tutmayı ben de bilirim diye diklendi o höt desem ezilecek tipsiz halleriyle. Paraları da yoktur bunların o da ayrı hesap ya neyse. Ha bir de dindar bunlar, kusura bakmayın, hiçbir kesime saldırma derdinde değilim, politika zerre umurum değil, hiçbirine de sempati duymuyorum beni tanıyanlar, takip edenler iyi bilir. Bu genelleme fazla bariz olduğundan yazmak gereği duydum. Karısı kapalı, kendisi namazında, muhafazakar kesimden, hatta sorsan şeriat gelsin de bu karılar kapansın mantığında tipler. neden mi? TAHRİK OLUYORLAR!!!! Bu adamlar düşen yapraktan, uçan kuştan, hayvandan, çarşaftan, kahve fincanından, damacanadan her halttan tahrik oluyorlar.

Bu gerçeği zaten biliyorsunuz, artık kabullenip bir de dalgaya aldığımız bu "tahrik oldum adamlar" ne yazık ki sadece dalga geçip unutulacak tipler değiller. TEHLİKELİLER! Tahrik oldu ya bir kere, hele ki yanından hoş bir bayan geçti de ona dokunamadı diye dellendi ya, ne bulsa, neye gücü yetse o kopasıca çükünü sokmaya çalışıyor. Bu aşağılık yaratıklardan da nasibini ne yazık ki hayvanlar ve çocuklar alıyor. Çoklar, sayıca da eylemce de çoklar. Yönetimden ötürü palazlandılar, şort giyme tahrik oldum dediler, saldırdılar. İçlerinde boşalamamış şiddet damarları var. Bu yüzden de sadece tecavüz etmiyor, ardından öldürüyorlar. Artık dertleri sadece cinsel açlık değil, o raddeyi geçtiler, hem boşalmak hem yok etmek istiyorlar. Öfkeliler! Bu güne kadar iç geçirip de dokunamadıkları her ten için öfkeliler, kin dolular, caniler, vahşiler. Etrafımızdalar! Beraber yolculuk ettiğiniz toplu taşıttalar, çocuklarınızı tatile götürdüğünüz köylerdeler! Her yerdeler!

Çok üzülüyorum. Masum canların bu adamların elinde heba olup ölmelerine çok üzülüyorum. Hele son gördüğünün bu pisliklerin yüzü olduğunu düşündükçe, bir de bunların kendilerini tatmin edip, ardından öldürdüklerini bildikçe kahroluyorum. O zaman diyorum ki Ey Tanrı bir zahmet eğil de bak aşağıda neler oluyor, madem yarattın, başımıza musallat ettin bu canileri, bari arada kontrol et, engel ol engel! Ama o da bir şey yapmıyor, masum kız ve erkek çocukları tecavüze uğrayıp, öldürülüyor.

Ne yapmak gerek?

Aman biz dikkatli giyinelim de bu mahluklar tahrik olmasın belki o zaman çocuklara saldırmazlar deyip kenara mı çekilelim. Çarşaf giysek eteğinin hışırtısından tahrik olur yine gücünün yettiğine sokmaya çalışır o kopasıca çüklerini bu şerefsizler. Öncelikle ceza idam değil. Evet etkili olur, yıldırıcı olur ama belki, gözleri dönmüş bu canileri hiç etkilemeyebilir de. Zaten içeride bunları öldürüyorlar. Siz sanıyor musunuz ki bir çocuğa tecavüz edeni hele ki öldüreni içeride yaşatırlar? Mümkün mü bu, elbette değil. Biz bilmediğimizden, görmediğimizden neden onları içerde besliyorsunuz diye kızıp duruyoruz. Olması gereken: hadım edilmeleri! Hadım şart ama bir masumun canını almadan önce, neden şort giydin tahrik oldum dediğinde, bir kadına toplu taşıtlarda, sokaklarda sürtündüğünde, zavallı hayvanlara tecavüz edip, yeltendiğinde, sapıklık ihtimali dahi olsa hadım edilmeliler. Hayvanlara şiddet gösterenler; beyinlerine artık çip mi takarsınız? Yüksek dozda elektrik mi verirsiniz, sağlam hasar alıp, bir daha zarar veremez hale getirilmeliler. Hatta düzenli olarak halk, psikolojik testlerden geçirilip, sapıklık ve şiddet eğilimli olanlar toplumdan uzaklaştırılmalılar. Black Mirror un bir bölümünde vardı ya insan engelleme, aynı onun gibi ne o diğer insanlara yaklaşıp görebilmeli ne de normal insanlar bu suçluları görebilmeli. Ve elbette çocuk katilleri ölmeli ama idamla değil, idam bir kez öldürür. Bu pislikler her gün ölmeli, beni öldürün diye yalvarmalılar ama son ana kadar yine ölmemeliler. Bilmem anlatabildim mi?

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Köpekler Ve Suriyeliler Giremez

 Geçen Çarşamba kuaföre gittim ve saçlarımı boyattım. Artık sadece Çarşambaları gidiyorum çünkü kuaförde daha önce gittiğim adam o gün izinli, ben de diğerinden memnun kaldım ama önce ona gittiğim için beni görünce hemen o ilgilenmeye başlıyor. Diyemiyorum da sen çekil de Kadir ilgilensin, o senden çok daha iyi diye; durum böyle olunca da onun izinli olduğu gün gidebiliyorum sadece. Kuaförüm de çevrenin en sosyetik kuaförü bu arada. Ne görsem beğenirsiniz içeride? İki tane Suriyeli kadın! Amma ırkçısın Marin demeyin, öyle değilim. Bir tanesi çarşafımsı bir şeyle baştan aşağı simsiyah, diğeri de kapalı ama daha modern iki kadın, çarşaflı olan Türkçe biliyor, diğeri bilmiyor. Kafaları kapalı bunlar ne yaptırdı diyeceksiniz, oje sürdürdüler, ever evet oje. Eee ne var bunda Marin? Şu var: Bu ikisine oje sürüldü, sonra çarşaflı olan onu beğenmedi başka renk istedi, sonra diğer Türkçe bilmeyen de garargu buragu bir şeyler söyledi, onun da ojesi değişti. Bunlar ellerini sallaya sallaya dolanmaya başladılar. Ben de oturduğum yerden bunları izliyorum. Sonra Türkçe bilen tam da şu edayla seslendi "Beni boyayan kızı çağar, ben önceki rengi geri istiyorum gelsin sürsün hemen!" Çalışan kız tüm kibarlığıyla geldi ve bu kaba Suriyeli kadının isteğini yerine getirdi. Bu yine ellerini sallaya sallaya dolandı. Benim saçlarım boyalı, tam da kasanın yanında bir yerde oturuyorum. Kadınlar, ojelerinin kuruduğuna emin olduktan sonra gitmeye karar verdiler, geldiler kasaya. Tam emin değilim ama yüz küsur lira tuttu sanırım. Bunlar başladılar mı ağlaşmaya. Ay biz bunu veremeyiz diye. Kartları var uzatıyor Türkçe bileni, buradan yirmi çek, ben sana şuradan on vereyim kalanı sonra getiririm diye pazarlığa başladılar. Kasadaki adam da son derece resmi bir şekilde olmaz, şimdi verin dedi. Bu dedi yok veremem. Ee ne olacak? Bu konu böyle abartısız on dakika sürdü, benim saçımın yıkanma zamanı geldi, gittim, yıkattım, yerime döndüm; pazarlık hala sürüyor. O sırada şu cümleyi duydum "ama biz bu ülkede bedava yaşıyoruz sen niye bu kadar para istiyorsun bizden?" Haklı tabii bedavacı asalak istediği yere gelip, istediği hizmeti alacak ama para istenmeyecek ondan, buna alıştırıldılar. Bir şeyden de geri kalmıyorlar, sosyetik kuaförlere kadar geldiler. Bir de çirkinler tövbe tövbe anlatamam size.  Kasadaki çalışan polis falan demeye başladı, yani ya vereceksiniz ya da polisi arıyorum diyor. Ben de bildiğimden güzel ülkemin kanunlarını, polis gelse bunlara bir şey yapmaz, kuaför hatta içinde hizmet almakta olup, bunların parasını ödemeyen bizler suçlu durumuna düşeriz. Ben girdim devreye.
"Polisi aramayın, gerek yok."
"Ama Marin Hanım baksanıza ne yapıyorlar."
"Madem paraları yok, ojeleri de olmasın, çıkartın ojelerini, gönderin."
Türkçe bilen tipsiz de bana ters ters bakıyor.
"Ama olmaz öyle" Bir şeyler mırıldandı ağzı olduğu iddia edilen organından.
"Olur olur bak hem ojelerle abdest tutmaz sen dindar kadınsın oje senin neyine. Burası da zenginlerin kuaförü bir zahmet bir daha gelmeyin." Dedim, Çok bozuldu ama bir şey demesine fırsat olmadan, zaten bunlardan yılmış olan, oje süren kız geldi ve elindeki asetonlu pamukla parmaklarına saldırdı. Bu çekmeye çalışıyor, kız birkaç tanesini sildi bazı parmaklar kaldı, tipsiz Suriyeli de bunu kendine kar saydı. Türkçe bilmeyeni bunlar olurken çoktan kaçmıştı.
Benim işlemim bitti, ödememi yaptım. Çıkarken de belki yanlış ama ikinci dünya savaşı filmlerinde sık karşılaştığım bir uygulamadan bahsettim.
"Bence kapıya köpekler ve Suriyeliler giremez! yazın tıpkı ikinci dünya savaşı zamanındaki gibi." Dedim.
"İyi fikir, ben bir daha gelirlerse içeri almayı düşünmüyorum zaten." dedi adam.
Not: Bu benzetmede isimlerini haksız yere kullanıp, hakaret unsuru yaptığım için tüm köpeklerden özür dilerim! Sizin asaletiniz çoğu insanda yok.

Ötekiyiz Hepimiz

   Bu ülkede kadın olmanın zorluğu ortada; ayrılmak istiyorsun öldürülüyorsun, istediğini giyiyorsun diye şiddet görüyorsun. Erkek egemen bi...