Soru ve yorumlar için madammarin@gmail.com

30 Temmuz 2018 Pazartesi

İnadına Kadının Adı Var


 İçimden yazmanın bile gelmediği bir dönemden geçiyorum, sanmayın ki sizi unuttum ya da artık yazmayacağım. Yazmak nefes almak gibidir benim için tabii ki yazacağım. Yara aldım, yaraladım, yaralarımı sardım, ayağa kalktım. hayat sürekli bir kavga edip, yere düşüp, toparlanma hali değil mi zaten. Çok şeyle uğraşıyorum; hastalanınca zaten zor olan bir kadın olan annemin ekstra zor oluşuyla ve bu durumun hayatımı zehir etmesiyle, ne yazık ki Yunanistan yangınında bir arkadaşımı kaybetmiş olmanın hüznüyle ( Yorgo değil, Stavros'un yakın arkadaşı, ben de tanıyordum.) Ayrılmaya çalıştığım ve benden ayrılırsan intihar ederim diyen sevgilimle (eder mi? Sanmam ama ya ederse?) Matureyle, gerçi bana karşı çok anlayışlı davrandı. Kaç kere aradı annemi sordu ama Kıvırcığın da geçmiş olsun dediğini öğrenince yine düşman moduna geçip beni işlere boğdu. Bir süredir freelance çalışıyorum, annem bende kalıyor, onunla ilgileniyorum çünkü.  Malum istifa edersem ceza öderim, o da kovmuyor, böyle sürüncemeli bir durumdayız. Annem kızım ödesene ne kadarsa, paran mı yok diyor ama ben kendime bu yenilgiyi yediremediğimden ödeyemiyorum. Tatile bile çıkamadım, belki halamın yanına Karasu'ya kaçarım birkaç gün. Çocukluğumda çok kişiyi yutmuştu, hep kötü hatırlarım orayı bu yüzden ama dalgakıranlar yapılmış bakalım, belki boğulmayız. Sahi hayat için neden dalgakıran yok. Dalga dalga gelen sorunlar için olsa mesela da en azından hepsi bir anda gelemese.

Bugün de yazmazdım aslında da Duygu Asena'nın ölüm yıl dönümü. 30 Temmuz 2006 da kaybettik onu. Ne acımıştı içim, aklı havada bir kızdım hala ama onun kitaplarında nasıl da mutlu olurdum ve düşerdim derinliğine. Hatırlarım hiç bitmesin isterdim, bitmesin diye yavaş yavaş okurdum, sonra ne olduğunu merak etsem de. Aynada Aşk Vardı kitabıydı ilk okuduğum kitabı, üniversite de, on yedi yaşında bir kızdım. Çok beğenmiş, hatta ilk kez bir kızı öpmeyi merak etmiştim. Yaptım mı? Çok sonra, çok da sevmedim ama denedim en azından. Ben kitaplarındaki özgür ruhu sevdim, bir kadının istediği her ortamda, her kentte ve her yürekte özgür olmasını, kendi olmasını sevdim, buna özendim. Öyle de oldum, kendimi sevdim, kabul ettim, aşkı yaşarken kendimi ezdirmedim, sonunda başım dik kapıdan da, aşktan da çıkmasını bildim. En çok yazmayı sevdim onun gibi, en çok da bu uğurda savaş verdim, veriyorum. Erken bir vedaydı onunki, tüm vedalar gibi. Daha çok kitap yazardı, yazacaktı. Bayrağı biz devir aldık, müsaade ederse, biz yazıyoruz. Onun gibi güçlü, bağımsız, zincir vurulamayan kadınlar.  Bilmem bir gün ben de köşe yazar mıyım, benim de onunki kadar öncü, meşhur romanlarım, kitaplarım olur mu? Umarım olur, umarım o'na yaklaşırım ve bir gün bir evrende karşılaştığımızda bir imzasını alırım.

 O, her koşulda yazdı. Ben karşıma çıkan üç beş sorunda neden yazmaktan soğuyayım, inadına yazar, inadına yaşarım. Onun dediği gibi bir ortamda mutlu değilsem, belki hemen değil ama çok kısa bir sürede kaçar giderim. Güçlüyüm ve çok uzun süredir kendi kendime yetiyor, kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Ve inadına Kadının Adı Var. Bu kadınınki de Madam Marin-Marin Milas. Ne adımızı ne sesimizi ne yüreğimizi bastıramayacaklar! Huzurda uyu Duygu Asena üstat.

5 Temmuz 2018 Perşembe

Hadım Edilmeliler

 Bana bazen mail gelir. O kadar zor durumdadır ki bu mail sahibi adamlar düz duvara tırmanmaktadırlar. Çoğu da evlidir hani ama ya karıları hamiledir ya da artık karıları vermemektedir bunlara, istedikleri ilgiyi. Etrafta da güzel kadınları gördükçe, azarlar da azarlar ama o kadınlar bunlara bırakın vermeyi, bakmazlar bile. Ne yapsınlar? Escort tut bana ne dedim bazılarına. Escort tutmayı ben de bilirim diye diklendi o höt desem ezilecek tipsiz halleriyle. Paraları da yoktur bunların o da ayrı hesap ya neyse. Ha bir de dindar bunlar, kusura bakmayın, hiçbir kesime saldırma derdinde değilim, politika zerre umurum değil, hiçbirine de sempati duymuyorum beni tanıyanlar, takip edenler iyi bilir. Bu genelleme fazla bariz olduğundan yazmak gereği duydum. Karısı kapalı, kendisi namazında, muhafazakar kesimden, hatta sorsan şeriat gelsin de bu karılar kapansın mantığında tipler. neden mi? TAHRİK OLUYORLAR!!!! Bu adamlar düşen yapraktan, uçan kuştan, hayvandan, çarşaftan, kahve fincanından, damacanadan her halttan tahrik oluyorlar.

Bu gerçeği zaten biliyorsunuz, artık kabullenip bir de dalgaya aldığımız bu "tahrik oldum adamlar" ne yazık ki sadece dalga geçip unutulacak tipler değiller. TEHLİKELİLER! Tahrik oldu ya bir kere, hele ki yanından hoş bir bayan geçti de ona dokunamadı diye dellendi ya, ne bulsa, neye gücü yetse o kopasıca çükünü sokmaya çalışıyor. Bu aşağılık yaratıklardan da nasibini ne yazık ki hayvanlar ve çocuklar alıyor. Çoklar, sayıca da eylemce de çoklar. Yönetimden ötürü palazlandılar, şort giyme tahrik oldum dediler, saldırdılar. İçlerinde boşalamamış şiddet damarları var. Bu yüzden de sadece tecavüz etmiyor, ardından öldürüyorlar. Artık dertleri sadece cinsel açlık değil, o raddeyi geçtiler, hem boşalmak hem yok etmek istiyorlar. Öfkeliler! Bu güne kadar iç geçirip de dokunamadıkları her ten için öfkeliler, kin dolular, caniler, vahşiler. Etrafımızdalar! Beraber yolculuk ettiğiniz toplu taşıttalar, çocuklarınızı tatile götürdüğünüz köylerdeler! Her yerdeler!

Çok üzülüyorum. Masum canların bu adamların elinde heba olup ölmelerine çok üzülüyorum. Hele son gördüğünün bu pisliklerin yüzü olduğunu düşündükçe, bir de bunların kendilerini tatmin edip, ardından öldürdüklerini bildikçe kahroluyorum. O zaman diyorum ki Ey Tanrı bir zahmet eğil de bak aşağıda neler oluyor, madem yarattın, başımıza musallat ettin bu canileri, bari arada kontrol et, engel ol engel! Ama o da bir şey yapmıyor, masum kız ve erkek çocukları tecavüze uğrayıp, öldürülüyor.

Ne yapmak gerek?

Aman biz dikkatli giyinelim de bu mahluklar tahrik olmasın belki o zaman çocuklara saldırmazlar deyip kenara mı çekilelim. Çarşaf giysek eteğinin hışırtısından tahrik olur yine gücünün yettiğine sokmaya çalışır o kopasıca çüklerini bu şerefsizler. Öncelikle ceza idam değil. Evet etkili olur, yıldırıcı olur ama belki, gözleri dönmüş bu canileri hiç etkilemeyebilir de. Zaten içeride bunları öldürüyorlar. Siz sanıyor musunuz ki bir çocuğa tecavüz edeni hele ki öldüreni içeride yaşatırlar? Mümkün mü bu, elbette değil. Biz bilmediğimizden, görmediğimizden neden onları içerde besliyorsunuz diye kızıp duruyoruz. Olması gereken: hadım edilmeleri! Hadım şart ama bir masumun canını almadan önce, neden şort giydin tahrik oldum dediğinde, bir kadına toplu taşıtlarda, sokaklarda sürtündüğünde, zavallı hayvanlara tecavüz edip, yeltendiğinde, sapıklık ihtimali dahi olsa hadım edilmeliler. Hayvanlara şiddet gösterenler; beyinlerine artık çip mi takarsınız? Yüksek dozda elektrik mi verirsiniz, sağlam hasar alıp, bir daha zarar veremez hale getirilmeliler. Hatta düzenli olarak halk, psikolojik testlerden geçirilip, sapıklık ve şiddet eğilimli olanlar toplumdan uzaklaştırılmalılar. Black Mirror un bir bölümünde vardı ya insan engelleme, aynı onun gibi ne o diğer insanlara yaklaşıp görebilmeli ne de normal insanlar bu suçluları görebilmeli. Ve elbette çocuk katilleri ölmeli ama idamla değil, idam bir kez öldürür. Bu pislikler her gün ölmeli, beni öldürün diye yalvarmalılar ama son ana kadar yine ölmemeliler. Bilmem anlatabildim mi?

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Köpekler Ve Suriyeliler Giremez

 Geçen Çarşamba kuaföre gittim ve saçlarımı boyattım. Artık sadece Çarşambaları gidiyorum çünkü kuaförde daha önce gittiğim adam o gün izinli, ben de diğerinden memnun kaldım ama önce ona gittiğim için beni görünce hemen o ilgilenmeye başlıyor. Diyemiyorum da sen çekil de Kadir ilgilensin, o senden çok daha iyi diye; durum böyle olunca da onun izinli olduğu gün gidebiliyorum sadece. Kuaförüm de çevrenin en sosyetik kuaförü bu arada. Ne görsem beğenirsiniz içeride? İki tane Suriyeli kadın! Amma ırkçısın Marin demeyin, öyle değilim. Bir tanesi çarşafımsı bir şeyle baştan aşağı simsiyah, diğeri de kapalı ama daha modern iki kadın, çarşaflı olan Türkçe biliyor, diğeri bilmiyor. Kafaları kapalı bunlar ne yaptırdı diyeceksiniz, oje sürdürdüler, ever evet oje. Eee ne var bunda Marin? Şu var: Bu ikisine oje sürüldü, sonra çarşaflı olan onu beğenmedi başka renk istedi, sonra diğer Türkçe bilmeyen de garargu buragu bir şeyler söyledi, onun da ojesi değişti. Bunlar ellerini sallaya sallaya dolanmaya başladılar. Ben de oturduğum yerden bunları izliyorum. Sonra Türkçe bilen tam da şu edayla seslendi "Beni boyayan kızı çağar, ben önceki rengi geri istiyorum gelsin sürsün hemen!" Çalışan kız tüm kibarlığıyla geldi ve bu kaba Suriyeli kadının isteğini yerine getirdi. Bu yine ellerini sallaya sallaya dolandı. Benim saçlarım boyalı, tam da kasanın yanında bir yerde oturuyorum. Kadınlar, ojelerinin kuruduğuna emin olduktan sonra gitmeye karar verdiler, geldiler kasaya. Tam emin değilim ama yüz küsur lira tuttu sanırım. Bunlar başladılar mı ağlaşmaya. Ay biz bunu veremeyiz diye. Kartları var uzatıyor Türkçe bileni, buradan yirmi çek, ben sana şuradan on vereyim kalanı sonra getiririm diye pazarlığa başladılar. Kasadaki adam da son derece resmi bir şekilde olmaz, şimdi verin dedi. Bu dedi yok veremem. Ee ne olacak? Bu konu böyle abartısız on dakika sürdü, benim saçımın yıkanma zamanı geldi, gittim, yıkattım, yerime döndüm; pazarlık hala sürüyor. O sırada şu cümleyi duydum "ama biz bu ülkede bedava yaşıyoruz sen niye bu kadar para istiyorsun bizden?" Haklı tabii bedavacı asalak istediği yere gelip, istediği hizmeti alacak ama para istenmeyecek ondan, buna alıştırıldılar. Bir şeyden de geri kalmıyorlar, sosyetik kuaförlere kadar geldiler. Bir de çirkinler tövbe tövbe anlatamam size.  Kasadaki çalışan polis falan demeye başladı, yani ya vereceksiniz ya da polisi arıyorum diyor. Ben de bildiğimden güzel ülkemin kanunlarını, polis gelse bunlara bir şey yapmaz, kuaför hatta içinde hizmet almakta olup, bunların parasını ödemeyen bizler suçlu durumuna düşeriz. Ben girdim devreye.
"Polisi aramayın, gerek yok."
"Ama Marin Hanım baksanıza ne yapıyorlar."
"Madem paraları yok, ojeleri de olmasın, çıkartın ojelerini, gönderin."
Türkçe bilen tipsiz de bana ters ters bakıyor.
"Ama olmaz öyle" Bir şeyler mırıldandı ağzı olduğu iddia edilen organından.
"Olur olur bak hem ojelerle abdest tutmaz sen dindar kadınsın oje senin neyine. Burası da zenginlerin kuaförü bir zahmet bir daha gelmeyin." Dedim, Çok bozuldu ama bir şey demesine fırsat olmadan, zaten bunlardan yılmış olan, oje süren kız geldi ve elindeki asetonlu pamukla parmaklarına saldırdı. Bu çekmeye çalışıyor, kız birkaç tanesini sildi bazı parmaklar kaldı, tipsiz Suriyeli de bunu kendine kar saydı. Türkçe bilmeyeni bunlar olurken çoktan kaçmıştı.
Benim işlemim bitti, ödememi yaptım. Çıkarken de belki yanlış ama ikinci dünya savaşı filmlerinde sık karşılaştığım bir uygulamadan bahsettim.
"Bence kapıya köpekler ve Suriyeliler giremez! yazın tıpkı ikinci dünya savaşı zamanındaki gibi." Dedim.
"İyi fikir, ben bir daha gelirlerse içeri almayı düşünmüyorum zaten." dedi adam.
Not: Bu benzetmede isimlerini haksız yere kullanıp, hakaret unsuru yaptığım için tüm köpeklerden özür dilerim! Sizin asaletiniz çoğu insanda yok.

25 Haziran 2018 Pazartesi

Bazıları Adamdır Bazıları Adam Görünümlü Hiç

 Annem ameliyat oldu, durumu iyi, tüm mailleriniz için teşekkür ederim. Sonrasında Yunanistan'a gittik. O, orada kaldı ben Cumartesi döndüm. Bu süreçte sadece annemle ilgilendim ve yazacak da yaşayacak da vaktim olmadı, açıkçası bu, umurumda da olmadı. Sevdiğiniz biri hastalandığında dünya duruyor, bir anlamda hayatınızdakilerin değerini ve beraber geçirdiğiniz her anın değerinizi anlamanızı sağlıyor. Zor ve stresli günler geçirdim, özellikle ameliyattayken beklemek çok kötüydü ama içimde hiçbir zaman kötü bir his olmadı, annemin geri geleceğini hep hissettim, o da beni yanıltmadı.

Zor zamanlarda insanlar, hayatındaki kişilerin doğru mu yanlış mı olduğunu anlar. İyi günlerde herkes iyidir ve yanındadır. çoğunlukla da senden bir çıkarı vardır ama köü günlerde yanındaysa, sana destek ve moral oluyorsa işte onlar senin gerçek dostlarındır ve seni gereçekten seviyorlardır. Yıllardır ben onun için özelim, o benim için özel, dünya yıkılsa unutmaz dediğim bir adama, o psikolojiyle mesaj gönderdim. O da herkesin diyebileceği "yapabileceğim bir şey varsa söyle" ve birkaç bilindik cümle dışında başka bir şey söylemedi ve yapmadı, hatta ne oldu diye sormadı bile sonrasında. Başka biri ise ki bu benim için o kadar da önemli olmayan, arada görüştüğüm, sosyal medyada takipleşme dışında çok da görüşmediğim biri öğrendiği andan beri beni aradı, benzer bir hastalık da geçirdiği için ekstra bilgi ve moral verdi. Dostum olarak bildiğim herkes yanımdaydı, bu konuda yanılmam zaten yakınımda tuttuğum kişi sayısı bu yüzden çok azdır. Kendi derdini anlatıp benden medet uman ama benim bir derdim olunca lütfedip ilgilenmeyen ve ne oduğunu bile sormayanlara ben de aynı şekilde davranacağım onları yazdım. Hayatımdan çıkartmıyorum ki zamanı gelince ben de aynı şekilde davranıp, hatta bir de laf sokabileyim.

Bahsi geçen kişiyi Nuri biliyor çünkü ardından neredeyse dört yıl aşk acısı çektim, her olayda her anımda acaba o da beni düşünüyor mu diye düşündüm. Cevabı basit: Hayır! Ne düşünüyor, ne hatırlıyor ne de onun için özelim. Aksi olsa, özel olmayı bırak biraz insan olsa ne olduğunu sorar, nasıl olduğumu merak ederdi. Ben onun sapık babasını, sümsük annesini, gıcık ablasını vs sorardım, onların başlarına bir şey gelse idi. Neyse onu da yazdım, elbet onunda yolu bana düşecek ve ben de onun yaptığınun daha fazlası bir aldırmazlıkla cevap vereceğim, kim bilir belki de cevap bile vermem.

Yanımdaydı, bana destek oldu dediğim adamla da onun sayesinde tanışmıştım. Uzun süredir arkadaşlardı ve aynı bölgede büyümüşlerdi. Her şey bitip de ona teşekkür ettiğimde o bölgenin çocuğuyum ondan dedi. Ben de dedim ki nerede büyüdüğünle değil, adam olmanla ilgili. Bazıları adamdır, bazılar da adam görünümlü bir hiç. Hayatınızda hiçleri barındırmayın, ben öyle yapıyorum artık.

3 Haziran 2018 Pazar

Sonun Petek Dinçöz Gibi Olmasın

 Annemin rahatsızlığı nedeniyle bir süredir yazamıyorum. Doktorların teşhis koyamama ustalığıyla uğraşıyoruz, bakalım umarım yakında koyulacak, biz de rahat edicez. Fazla sosyalleşemiyorum genelde annemin yanındayım ama eve uğradığım bir gün bana bir kız arkadşım geldi. Çok da arkadaşım sayılmaz gerçi tanıdık diyelim, zaten benden  küçük bir kızcağız; belli ki akıl almak için gelmiş. Şansına Nuri de bendeydi, Nuri Felsefesinden faydalanma şansını yakaladı. Kız bir şirketin sahibinin sevgilisi ve daha çok da tecrübesi olmadığı halde müdür ilan edilmiş, orada çalışan daha tecribeli kesim de bu kızcağızı haklı olarak dışlamış, ne yapayım diye sormaya gelmiş bana. Ben engin deneyimlerime göre cevap verecektim ki Nuri, başka bir yerden vurdu ikimizi de ve şu derin düşüncelere gömen cümlesini kurdu.

-Dikkat et de sonun Petek Dinçöz gibi olmasın.
-O kim ki? dedi kız çünkü tanımıyor ya da sadece çocukken gördüğü aşırı kvırma takıntılı şarkıcı kadını hatırlamıyordu, normaldi. İsmini duyunca ben de zor hatırladım ama elbette ben bilyordum ikibinlerin başından ortalarına kadar tvlerde o saçma klipleri ve çok derin sözlere sahip gibi görünen ama sabun köpüğü olan şarkıları hakimdi. O zamanlar bu kadına hiç kafa yormamıştım bana hep çok gereksiz geldi. Yapmacık değildi ama biraz avamdı ve çok kıvırıyordu arkadaş çok.
-Şarkıcıydı,  medya patronu sevgilisi onu aldı, hiçbir yeteneği yokken ünlü yaptı. Bu şarkıları söyleyip göbek attı bol bol.
-Eee sonra?
-Sonra ayrıldılar adam da bunu desteklemeyi bıraktı.
-Ambargo da koymuş galiba hiçbir yere çıkamyormuş artık. Dedim ben de konuya hakim olduğum bilinsin diye.
-Aman konmasa ne olacaktı ki, ne beste yapar, ne söz yazar, ne yabancı dil bilir, anca göbek atsın. İnsan kendini hiç mi geliştirmez. Sadece uzun bacak, estetikli yüzle olmuyor bu işler. Dua etsin zengin koca bulmuş yoksa sonu pavyondu o kadının.
-Tamam da bunun benimle ne ilgisi var?
-Sevgilin arkandan çekilirse sen de yerle bir olursun. Ona güvenerek yükselme, kendin çık basamakları ve bu sırada da kendini geliştir.
-Nuri'ye katılıyorum, ben de hayatım boyunca hiçbir erkeğin desteğini kabul etmedim çünkü mutlaka bir bedeli olurdu ve bu da çok ağır olurdu. Ayrıca ayrılınca da tepe taklak düşerdim. Kendim uğraştım, uğraşıyorum ve kimseye minnet etmiyorum.
-Ben bir erkeği arkama tek bir amaçla aırım işi bitince de postalarım.
-Ben de diyerek destekledim Nuri'yi.
Kız hem kafası karışmış hem de biraz ders almış şekilde ayrıldı yanımızdan. Eminim evde Youtubedan Petek Dinçöz kliplerine de bakmıştır. Bu kadının kendini ne kadar geliştirmeye fırsatı oldu bilmiyorum. Belki söylediği gibi şiddet gördüğü bir gönüllü hapis hayatı yaşadı ama karşılığında aldığı şöhretten çok memnun olduğu için dayandı. peki değdi mi? Bence hayır bak yirmili yaşlardaki kesim hatırlamıyor bile Petek Dinçöz'ü. Balon şöhreti söndü gitti. Baktım yeni bir iş yapmış mı diye yine saçma sapan bir şarkı, abartılı hareketler ve kötü bir klip. Tamam destek yok, engel var belki ama klip çekimleirnde ya da yaptığı hareketlerde en azından bir değişim, kalite, ve tarz olabilirdi o da yok yine aynı, hep aynı. Demek ki devamlı suçlanan eski sevgilisi de bunun için büyük şansmış, bu da bu kadarmış.

Neyse konuyu toparayayım; kimseye değil kendinize güvenin, gelişin, öğrenin, çalışın. Arkanıza geçen adam arkanızdan çekilince yerle bir olmazsınız böylece.

11 Mayıs 2018 Cuma

Kayganlaştırıcının Kurtardığı Bir Swinger Hikayesi

 Engin diye bir arkadaşım var, ne zamandır yaşadıkları swinger deneyimini yazmam için ısrar eder durur. Ben de hazır zaman bulmuşken yazayım dedim. Engin ve Sibel yani Sybil Almanyada yaşayan bir çift, arada İstanbul'a da geliyorlar. Sibel, baya geniş kalçalı, sarışın, hoş bir hatun. Engin, orta yaşlı, iri yarı ama yumuşak yapılı bir adam yani Sibel'le çok sert, ateşli sevişmeler yaşayamıyor. Bu durumu da kafasına çok taktığından bir gün net üzerinden bir çiftle tanışıyorlar. Yazışmalar sürerken onların da swing için güvenilir bir çift aradıkları ortaya çıkıyor. Şennur ve Hakan ismindeki bu çiftle Engin ve Sibel buluşuyor. Yemekti, sohbetti derken güzel bir akşam geçiriyorlar, daha sonra da tuttukları otel odalarına çıkıyorlar. Çok geçmeden tek odada buluşuyorlar, orada da içkiye devam ederlerken Hakan, Sibel'le yakınlaşmaya başlıyor, Engin ve Şennur da olayı izlemeyi tercih ediyorlar. Zaten Engin sevişmek yerine izlemeyi seven, karısını paylaşmaktan hoşlanan bir adam. Hakan işinin ustası şimdinin tabiri ile bir bull, Sibel'i punduna getiriyor ancak Sibel, ilk kez bu denli ateşli bir adamla karşılaşıyor ve dahası kocasıyla başka bir kadın izlediğinden iyice kasılıyor ve bir türlü ilişki gerçekleşmiyor. Sibel de bir kova kum gibi kupkuru bir hal alıyor stresten. Ertesi gün de Almanya'ya dönecekler yani durum vahim. Neyse ki Şennur da kocasının iri aletinden deneyimli olduğundan yanında kayganlaştırıcı ile gezen bir kadın. Çıkarıyor kayganlaştırıcıyı, Sibel'e veriyor ve o gece bol sevişmeli, kaymalı, orgazmlı bitiyor. Hatta tam detaya girmese de o kayganlaştırıcıdan Engin de faydalandığını itiraf etti, sanırım biseksüel bir şeyler yaşadılar, o kısmı bilemiyorum.

Ertesi gün Engin ve Sibel, Almanya'ya dönüyor, Şennur ve Hakan'da İstanbul'daki hayatlarına. Arada buluşmak için sözleşiyorlar tabii. Aradan üç yıl geçmiş hala ara sıra bir araya gelip, karısını Hakan'la paylaşır ve bana anlatır. Sadece izlemeyi sevdiğinden Şennur'un tüm ısrarlarına rağmen Şennur'la bir kez bile beraber olmamış ama Hakan iki kadına da yetiyormuş, Engin de izliyormuş.

Lazım olur diye kayganlaştırıcının adını ve linkini paylaşıyorum.
https://urun.n11.com/prezervatif/dr-sheff-lubrigel-personal-lubricant-3-oz-kayganlastiri-jel-P193590411

Orta Yaşlı Kadın Öğretmen Genç Öğrenci Aşkına Yorumum

 Dünden beri bir haber dolanıyor sosyal medyada; 46 yaşındaki kadın öğretmenle 17 yaşındaki sevgilisi ile ilgili. Kadının kocası şüphelenmiş, telefonuna bakmış, takip etmiş vs sonuçta on yedilik çıtırla aldatıldığını öğrenmiş, kadını boşamış. Olabilir... Çoğu yerde yorumlar, kadının sapık olduğu yolunda, neymiş mesajlarda on yedilik çocukla ne konuşmuş da, ne paylaşmış. Ben size söyleyeyim, büyük oranda cinsel yazışma olmuştur aralarında ya da tamamen duygusal bir ilişki yaşamışlardır. Kadını sapık ilan eden tv programlarının atladığı birkaç gerçek var: On yedi, o kadar da küçük bir yaş değil, hatta evlense çoğuğu olur. Ben on yedi yaşındayken üniversitedeydim, aklım da gayet başımdaydı, bir de sevgilim vardı; onunla her konuda konuşabiliyordum. Sizin bu kadını sapık ilan edebilmeniz için çocuğun on iki- on üç yaşlarında olması gerek. Yurt dışında böyle ilişkilere dair haberleri çok okuduk, hatta Skandal diye bir film vardır ki şiddetle tavsiye ederim, işte oradaki kadın öğretmen, on beş yaşındaki öğrencisiyle beraber oluyordu. İşte bu sakıncalı ve sapkın ilişkiye örnek olabilir ama filmde kendi içinde bu ilişkinin bir mantığı ve sebebi vardı.

Sıkıcı ve durağan hayatından, monoton evliliğinden sıkılmış bir kadın, genç bir erkek sayesinde tekrar kadın olduğunu hatırlar. Heyecan duyar, arzulanmanın sıcak sularına bırakır kendini. Delikanlı peşine düşmüş, masum aşk sözleriyle büyülemiştir. Kadın da bir daha ne zaman yaşayacağım ki böyle bir tutkuyu der ve ilişkiye başlar. Ayıplanan, kınanan kadın öğretmenimizin de yaşadığı bundan farklı değildir. Neymiş çocuk reşit değilmiş, kadınla öpüşürken, sevişirken, geceleri mesajlaşırken aklı baya bir erdiğine göre, reşitlik kısmına da çok takmamak gerek ki eminim birkaç ay sonra on sekizine basacaktır. Vay efendim kadın neden görevden alınmamış, neden sürülmemiş, neden hapse atılmamış; neden atılsın? Bunların hepsi neden olsun? On yedi yaşında bir gençle beraber oldu diye mi? Hem ne biliyorsunuz belki de aralarında gerçek bir aşk var. Aradaki yaş farkı mı rahatsız etti? Olabilir, durum tam tersi olsaydı, yani adam 46, kadın 17 yaşında olsaydı aynı tepkiyi verir miydiniz? Ben hemen cevaplayayım hayır kimse bir şey demez, aksine çıtırı götürmüş diye adamı pofpoflardı. Kadın yapınca, sapık, ruh hastası, hapse atılası, tecrit edilesi, erkek yapınca helal olsun adama oluyor ne yazık ki bu ülkede. Öğrencisiyle aşk yaşayıp evlenmiş çok örnek var. Öğretmen erkek ise yaş farkı sadece bir detay olarak kalır, kadınsa aman aman na tuhaf olur. Ülkemizdeki bu öğretmen, öğrenci aşkındaki durumda tek yanlış olan; kadının evli olmasıymış ki zaten boşanmış. Ayrıca size küçük bir dipnot vereyim; kadın evli olmasaydı, bu ilişki de kolay kolay yaşanmazdı. Kadının bir şeylerden bıkması, kaçması, yalnız kalması sonucu oluşan boşluğu doldurmuş bu on yedilik öğrenci. Bırakın artık kadına farklı, erkeğe farklı tepkiler vermeyi. Ülkemizde damadıyla beraber olup, cinayet işleyen kadınlar var onları topa tutun, bu bence sadece masum bir aşk hikayesi.


Ötekiyiz Hepimiz

   Bu ülkede kadın olmanın zorluğu ortada; ayrılmak istiyorsun öldürülüyorsun, istediğini giyiyorsun diye şiddet görüyorsun. Erkek egemen bi...